Durmayı Bilmek

blank

Hayatım boyunca bir koşturmaca halindeyim. Koşturmak derken, birinden diğerine ulaşmayı kastetmiyorum; ben var olan, hep bir yapma halinden bahsediyorum.

Evet, devamlı bir yapma hali ve sonucunda hep bir eksiklik hissi. Şimdiye kadar katıldığım eğitimler saymakla bitmez, neredeyse artık ben bile hatırlamıyorum. Sürekli, yetersizlik hissinden doğan bir “oldurma çabası”‘.  Öyle ki, bitirdiğim eğitimi sindiremeden bir diğerine atlıyorum.

Bu konuyu sevgili psikoloğum Aslı ile konuşurken, “acaba bu açlığın sebebi kendini hep olmamış hissetmek mi” diye bir soru karşısında buldum kendimi.

“Olmamış hissetmek” ne demek acaba?

Bir meyveyi düşünüyorum: olmamış meyve, ya bir insan tarafından koparıldığından ya da doğal şartlar zorlandığında görülür değil mi? Doğal şartlarla şiddetli yağmur, fırtına gibi tabiatın yarattığı gücü kastediyorum ki, bu hayatın akışında olabilen normal bir durum. Ancak insan için olmamış meyve tanımı içerisinde de çok şey barındırıyor.

İnsan, kendi doğal gidişatına izin vermeden, duygularına, dolayısıyla zihnine uyarak olmamış meyveyi dalından koparabiliyor.

Aynen benim hayat yolunda kendime yaptığım gibi. Düşüncelerim sayesinde ortaya çıkan duygularım, zihnim beni hep olmamışlarla bir daldan alıp yere savurabiliyor. Eğitimlerden aldığım bilgileri, durarak, sindirerek, üzerinde tefekkür ederek, olgunlaşmasına izin vermeden devamlı başka bir arayış içinde olmak beni tabii ki eksik hissettirebiliyor.

Peki, durmak acaba neden bu kadar zor geliyor?

Zihnimce durmak hiçbir şey yapmamak demek, böylece devamlı kendimi meşgul tutarak, hayatımda bir şeyler yaptığıma inanıyorum. Halbuki yaşamda durmayı bilmek en büyük meziyettir. Yapılan spor sonrasında bile, bedenin dinlenmesi gerekir ki bir sonraki antrenmana hazır olabilsin.

Peki, bu durmayı nasıl başaracağız?

Bu hayat koşullarında, işten eve koşarken, yapmamız gereken bu kadar iş varken ben duracak vakti nasıl bulurum diyenlerdenseniz maalesef size hak veremeyeceğim.

İnsan, isteyip niyet ederse yapamayacağı bir şey yoktur. Ayrıca, kendine vakit ayırmak, öz sevgi göstergesidir.

Her sabah 10 dakika daha erken kalkıp, birkaç dakika nefes tekniği uyguladıktan sonra sadece o muhteşem bedeninle geçireceğin vaktin önemi hiçbir şeyle kıyaslanamaz. Çünkü o beden ve zihin, dolayısıyla bilincimiz bu yaşamda gerçekten sahip olduğumuz tek şeydir.

Fiziksel ve zihinsel bir aktivite olmadığında, bilincimizle olan ilişkimiz kuvvetlenir; işte bu da ilham kaynağımızla bağlantıya geçtiğimiz andır.

Dünyayı ve yaşamı sadece gördüklerimiz, duyduklamız  ile yani 5 duyumuzla anlamaya çalışırsak gerçeklerden uzaklaşmış oluruz. Eğer sen de, eski Müge gibi sadece görüp duyduklarınla yetiniyorsan ‘gerçek olandan’ uzak olduğunu söylemeliyim.

Bir kitap var: “İnsanlar uyurlar, ancak ölürken uyanırlar.” İşte bunu anlatmaya çalışıyorum.

Hakikat, olduğumuz bedenin ötesine varıp görünmeyene ulaşabildiğimizde bize merhaba demeye başlar. İşte bu yüzden durmayı bilmek ve yaratmak gerekiyor. Durmadıkça, olmamış meyve gibi oradan oraya savruluyoruz ve yalan bir dünyada yaşamımızı sürdürüyoruz.

Seneler evvel, hayatımda ilk defa Yin Yoga dersine girmiştim. Bu pratik hakkında biraz bilgi vermek isterim;

Yin Yoga da pozlar genelde yerde yapılır ve oldukça meditatif bir pratiktir. Üç ana kuralı vardır.

Bunlardan birincisi; kaslarını aktifleştirmeden, en kolay şekilde poza girmek

İkincisi en az 3, en fazla 15 dakika gibi bir süre poz da kalmak, ki bu da yer çekimi sayesinde pozda derinleşmeni sağlar.

Sonuncu kural ise, poz da kıpırdamadan kalmak (buna kafanı kaşımak veya t-shirtünü düzeltmek vs.. de dahil).

Eminim siz de o eski Müge misali ‘peki ama buna ne gerek var’ diye bir soru soracaksınızdır. Çünkü o ilk dersimde, içimden savurduğum küfürlerin ve söylenmenin haddi hesabı yoktu 😊

Zamanla keşfettiğim, ‘her şeyin bir nedeni vardır’ inancını da hatırlatmak isterim çünkü yapılan hiçbir şey sebepsiz ve sonuçsuz değil.

Gelelim bu Yin pratiğinin nedenlerine… Önce bedensel olarak inceleyelim.

Vücudumuzu, dokularımızı bir arada tutan, bağlayan ve destekleyen yapılar yani hücreler arası boşlukları dolduran, hücreleri birbirine bağlayan, onları enfeksiyonlara karşı koruyan ve hasar durumunda onarılmalarını gerçekleştiren ‘bağ dokularımız’ biz aktifken hep gergin olup çalışırlar.

Hatırlatayım, hiç durmadan çalışana ne olur? Tükenir ve çöker!

İşte bu bağ dokularını dinlendirmek ve rahatlatmak ancak kasları aktifleştirmediğimizde gerçekleşebilir. Düşünün, sürekli oradan oraya koşan günümüz insanının bağ dokularını… Sana, ‘ biraz dur’, ‘öylece kal’ diye feryat etmesine rağmen sen ve ben bu sesi duymuyoruz bile.

Zihinsel açıdan inceleyince;

Seni biraz zorlayan- bu zorlamada ağrıyı değil, süreyi uzatmayı kastediyorum- bir pozda hareketsiz kalmak, o daldan şu dala atlayan bir maymuna benzeyen zihin için oldukça etkili bir yöntemdir. Vücudundaki derin bağ dokusu olan fasya ağını esneten ve rahatlatan bu pozlarda  solunum sisteminden yardım alarak nefes alıp verme süresinizi uzatmayı araştırıyorsun. Her aldığın nefesi uzun uzun verirken kolaylıkla bira zdaha esenediğini farkediyorsun.

Bu pozların uygulaması ya geçmişte, ya da gelecekte olan zihnini mecburen o ana getiriyor.

Peki, zihin an da olduğunda neler oluyor dersek?

İşte sadece o an, orada sen gerçek Müge, Ayşe, Ahmet… olabiliyorsun ve kafanda dolanan o düşüncelerin ne olduğunun farkına varabiliyorsun.

Bu gerekli mi? Evet, gerçekte kim olduğuna doğru giden yol işte burada başlıyor.

Aranızda, tüm bunlara ne gerek var diyenler olduğundan eminim.

Gerçeği aramak, kendini tanımak herkese iyi gelir mi? Ben pek sanmıyorum ama bu sorunun cevabını size bırakıyorum…

Ama yaşamda her kişinin bir gidişatı vardır. Kimimiz yatayda gider ve halinden memnundur (buna benim de söyleyecek bir şeyim yok). Ama kimimiz de yatay gidişatına bir de dikey yol eklemek ister. İşte ben de bunlardan biriyim. Bence yaşamın anlamı dikey gidişatın varlığını keşfedip, yolunu buna adamakla başka bir boyuta geçip anlam kazanıyor.

Sinan Canan’ın ‘bir dur yahu’ lafına bayılıyorum. Dediği gibi, Edison yerçekimini çalışırken değil, aksine bir elma ağacının altında aylak aylak otururken keşfetti.

Haydi sende DUR ve o muhteşem ve bir başka benzeri daha olmayan varlığınla baş başa biraz zaman geçir.

İnan bana, pişman olmayacaksın!

 

Müge Konuralp | Wellbeing Uzmanı & Yoga Eğitmeni