Wellbeing Ülkesi Bhutan

blank

Mutlu insanlar ülkesi, doğa en büyük güç, karbon negatif tek ülke, vegana yakın beslenme, gizemli, sade ve doğal bir yaşam ülkesi..

Bunlar gerçekten böyle miydi?

Kuvvetli inanç sistemi, kirlenmemiş doğa, ulaşım büyük oranda yürüyerek, atalardan gelen baharatlar, yaşamın her hareketinde renklerin cömert dansı ve uyumu…

Bhutan uzun zamandır görmek istediğim bir ülkeydi. Sahip oldukları tek havaalanının dünyanın en tehlikeli pistlerinden biri olduğunu son dakikada öğrensem de, gidene kadar heyecanım hiç azalmadı.

Aslında meraklarım içinde uzun zamandır korudukları değerlerin yanında, gerçekten uzun ve huzurlu yaşam için okuduğum sadeliğin var olup olmadığını görmek de vardı. Dolayısıyla arkadaşımdan gelen teklifi hemen kabul ettim ve bu yolculuğa çıktım. Arkasından eklenen Nepal turu mutluluk, enerji ve şükran anlayışımı daha da değiştirdi, güzelleştirdi, içime sindirdi.Bu yazıda Bhutan’dan bahsedeceğim, benim gözümden neden bu kadar etkilendiğimi ve her şeyin ne kadar “gerçek” olduğunu anlatmaya çalışacağım.

Ülkeyi farklı kılan öğrendiğim birkaç harika bilgiyi paylaşmak istiyorum;

  • Brüt ulusal mutluluk göstergesi, (GNH-Gross national happiness) anayasada geçen tek ülke
  • Yeşil alan ülkenin en az 60% kadarı olması bir zorunluluk (şu anda 70%) Ve dağlar kutsal (ne güzel)
  • Ulusal kimliğini ruhsal felsefeye dayandıran tek ülke, ayrıca modern
  • Karbon negatif tek ülke
  • Tarım ilacı kullanılmayan, 100% doğal tarım (Ne mutlu)
  • Turizmde “yüksek değer, düşük hacim uygulayan tek ülke
  • Budist yaşama saygı nedeniyle hayvan kesimi yasak

Beslenmeyi biraz daha detaylı anlatmak istiyorum, çünkü mutluluk düzeyi ve sağlık göstergelerinde etkili olduğu çok net.

Mutluluk ekonomiden daha değerli, çünkü “zenginlik” değil, “huzur” refahın ölçüsü olarak kabul edilmiş.

blank

Modernleşme devam ediyor, ama özü korumanın ve saygının modern toplumlara

öğreteceği çok şey var.


Çok yakın bir zamanda turizme açılan ülke bunu bilinçli bir şekilde kısıtlıyor, yıllık ziyaretçi sayısı belirli ve bireysel seyahat edemiyorsunuz, resmi turlara başvurmak gerekiyor. Amaç kitle turizmini önlemek ve tabii ki doğayı ve kültürü korumak. Sanırım bu yüzden gizemli kalmayı başarıyor. (Trafik ışıkları hala yok, televizyon 1999 yılına kadar yok, batı modernizmine bir tepki gibi dururken, öze sahip çıkmanın daha kuvvetli olduğunu hissediyorsunuz.)

Mimarisi etkileyici, tamamen özgün, kamuya ait binalar zorunlu olarak geleneksel mimaride inşa edilmiş, ama köyler bile aynı dokuda, saygı duymak içinizden doğal olarak geliyor.


Bir fonksiyonel tıp uygulayıcısı olarak beni en çok etkileyen şeylerden bir tanesi tabii ki yemekler ve bağırsak sağlığı oldu. Kendi adıma uzun süredir Pegan beslenen birisi olmama rağmen, yemekleri pişirme şeklinin, karışımların ve baharatların bağırsak sağlığı içine kadar önemli olduğunu sürekli gündeme getirmenin yanında, bir kere daha yaşayarak gördüm. Aslında bizim kültürümüzde de hiç yabancı olmadığımız dünya güzeli baharatlar, orada her yemekte kullanılıyor ve bu dokuz günde bile başta bağırsak sağlığımı, cildimi (cilt sağlığı bağırsak ve metabolizma sağlığının göstergelerinden birisi) ve enerjimi belirgin şekilde etkiledi.

 

Siyah ve kırmızı pirincin yanında, çok çeşitli renkli mercimek, mantar, her çeşit sebze en önemli besin kaynakları arasında. Çok fazla konuştuğumuz protein kaynakları baklagil yanında yumurta ve tofu, süt ürünleri az olmakla birlikte yoğurt ve peynir ağırlıklı. Ama hiçbir şekilde tarım ilacı kullanılmaması, hayvanları öldürmenin büyük bir günah kabul edilmesi  sebebiyle etin az yenmesi çok önemli bir fark getiriyor.

 

Glutensiz beslenenler için hiç zorluk çekilmiyor çünkü zaten yüksek lifli ve glutensiz tahıllar tercih ediliyor. Kırmızı pirinç, karabuğday, mısır, en sevdiklerim..
Acı biber Bhutan mutfağının kalbi. Acı biberi tablet olarak kullandığımız durumlar var, ama doğal olarak tüketmek hem de en doğalından bana büyük enerji verdi ve kilo kontrolünde gerçekten etkili olduğunu düşünüyorum.

Hiçbir şekilde tatlı yenmemesi dikkat çekici, meyveler kısıtlı ve dozunda. Suyun Himalayalarlardan gelmesi yiyeceklerin iksir etkisi göstermesini daha da arttırıyor.

 

Tabi bağırsak sağlığımızı çok olumlu etkileyen bir faktör de düzenli fiziksel aktivite. Ülkede ulaşım genellikle yürüyerek sağlandığı için gün boyunca hareket halinde oluyorsunuz. Elbette modern ofis hayatı, kahve sigara molaları, tatlı çay saatleri gibi şeyler olmadığı için düzenli öğünler ve her öğünde birbiriyle geçimli yiyecekler, ardından yürüyüş size gün boyunca dinçlik, gece de huzurlu bir uyku veriyor. Yürüyüş ve yavaşlamış yaşam, inançlar ve felsefi olarak düşük beklentili, az kaygılı yaşam şekli ile tüm anti enflamatuvar süreçler destekleniyor. (Fonksiyonel tıp bakış açısına değinmeden olmaz 😊)

blank
En içime işleyen deneyimlerden bir tanesi Tiger Nest manastırı oldu. Tamamen yaya olarak gidebileceğiniz ve toplam 8 saati bulan bir yürüyüşle, içinizde kocaman temiz bir boşluk açan bir gün geçirebilirsiniz. Egzersiz yapmayı ihmal etmemeye çalışan ama her zaman sosyal medyadaki gibi düzenli spor salonuna giden birisi değilim. Ama hem ofis, hem de evde günlük hareketlerime özen gösterdiğim için ve kilo kontrolüne dikkat ettiğim için yaklaşık 1300 merdivenle 4000 metreye tırmandığımız olağanüstü doğal ve ruhsal ve fiziksel yolculuk beni yormadı. Aktif yaşamla kuvvetlendirmeye çalıştığımız fiziksel ve duygusal kaslarımızı, böyle zamanlarda test etmek insanı güçlendiriyor.

 

Ülkede ortalama yaşam süresi 73 yıl civarında, Asya ortalamasına yakın ama sürekli artıyor. Yaşam şekli ve beslenme sayesinde obezite oranı çok düşük, kalp damar hastalıkları ve diyabet oranı çok daha az. Çevresel toksinlerin, hava kirliliğinin, tarım ilaçlarının neredeyse sıfır olduğu ülkede, strese yaklaşımın da çok yumuşak olmasıyla kanser oranı çok düşük.

İnanç sistemleri hala çok kuvvetli, Budist yaşam biçimi nedeniyle alkol ve sigara yok denecek kadar az, depresyon oranı da görece az.. Ama maalesef şehirleşme ile birlikte artacağını düşünüyorum.

 

Bhutan ekonomik büyüklüğü değil, halkın mutluluğunu ulusal hedef ölçüt olarak alan tek ülke.

Nasıl daha iyi oluruz diye düşündüğümüz zaman, yani wellbeing hayatımıza nasıl yerleşir dediğimizde, okuduğumuz öğrendiğimiz ne varsa burada çoğunun bir yaşam şekli olduğunu görmek beni mutlu etti ve yaşamın özünde gerekli olan ihtiyaçlarımızı bir kere daha hatırlattı.

%70’ten fazla yeşil alan olan ülkede, nefesiniz, göz sağlığınız, zihniniz, uykunuz, tüm sisteminiz sağlığına kavuşuyor.

Ruhsal gelenekler, uygulamalar, meditasyon, şefkat, farkındalık devlet politikalarına bile yansımış durumda. Sadece fiziksel sağlık için değil, yaşamdan azmi anlam ve mutluluk içinde bunların ne kadar önemli olduğunu hatırlatıyor.

Azla yetinme, doğa ile uyum, ve iç huzur temeline dayanan bu kültür beni gerçekten çok etkiledi. Tüketim kültürü, Materyalizm, sürekli rekabet yerine eşitlik, şefkat, denge ve anlam vurgulanıyor.

blank

İlk defa bir seyahat bana sağlık açısından bu kadar olumlu katkıda bulundu. Çünkü beslenme, uyku, aktif yaşam, meditasyon ve doğayla iç içe, sade doğal yaşam gibi önerdiğimiz her şeyin yaşandığı yerlerden birindeydim.

Sağlık ve esenlik, dayatılanlarla değil, sahip olduklarınıza kattığınız anlam ve şükürle geliyor.

Sade, içten, doğal, gönlünüze göre geziler, tecrübeler, dostlar, yollar diliyorum.

 

Dr. İrem Ergün | Fonksiyonel Tıp Doktoru– Wellbeing Derneği Yönetim Kurulu Üyesi