Hello Dergisi Ebru Şinik ve Prof. Dr. Pelin Arıbal Ayral Röportajı – Mayıs 2026

blank

HELLO Dergisi 14-25 Mayıs 2026 sayısında yayınlanan, Wellbeing Derneği Yönetim Kurulu Başkanımız Ebru Şinik ve Yönetim Kurulu Başkan Yardımcımız Prof. Dr. Pelin Arıbal Ayral röportajını aşağıda okuyabilirsiniz. 4. Wellbeing Konferansı ve bütünsel sağlığın geleceği üzerine…

 

EBRU ŞİNİK;

1) Bütünsel Sağlık (Wellbeing) son yıllarda üzerine en çok konuşulan konulardan biri haline geldi. Öncelikle siz bu ilgiyi neye bağlıyorsunuz? Siz Wellbeing kavramı ile nasıl tanıştınız? Wellbeing deyince konu neleri kapsıyor?

Günümüzün hızlı tempolu dünyasında, fiziksel&zihinsel ve ruhsal sağlık kadar sosyal wellbeing, çevresel wellbeing ve elbette finansal dengemiz de büyük bir önem taşıyor. İşte tam da bu noktada “wellbeing” kavramı karşımıza çıkıyor.

Wellbeing, halen wellness ibaresi ile sıkça karıştırılabilen bir terimdir. Welness sadece fitness, beslenme ve SPA uygulamalarını içermektedir. Wellbeing ise, wellness uygulamalarını da içinde bulunduran ana kapsayıcı çatı terimdir.

Wellbeing terimi, insanın sahip olduğu üç ana beden olan fiziksel, zihinsel ve ruhsal bedenlerde denge sağlayıcı günlük seçimler ile Gallup’un 2010 yılında yayınladığı ve dünya nüfusunun %98’ini temsil eden Wellbeing Araştırmasında yer alan Kariyer, Finansal, Sosyal ve Çevresel Hayatta da eş zamanlı olarak denge kurulmasını ifade eden, aynı zamanda tüm wellness ve koruyucu tıp uygulamalarını da çatısı altında barındıran ana kapsayıcı kavramdır.

Wellbeing özet olarak bireylerin genel yaşam kalitesini ve memnuniyetini ifade eden bir terimdir.

Önemini kısaca bir de şu şekilde anlatayım;

TIME dergisi 2030 Komitesi tarafından, 2021 Şubat ayında yayınlanan veriler gösteriyor ki 2021-2030 süreci gezegenin insan yerleşimi için uygun olup olmayacağının belirleyicisi olacak. Bu bakış açısıyla belirlenen ve süreç içinde hem gezegeni, hem de tüm insanlığı kurtaracak olan 6 ana sütun da şöyle açıklandı: İnovasyon, Eşitlik, Sürdürülebilirlik, Ekonomi, Liderlik ve Wellbeing.

Yani özellikle pandemi sonrasında her bireyin genel sağlığı ile ilgili sorumluluğu önce kendisinin alması gerektiği son derece netleşmiş olup, yaşam tarzı değişikliklerinin hastalıkların önlenmesinde, genlerden çok daha etkili olduğu epigenetik bilimi tarafından kanıtlanmıştır.

Epigenetik araştırma neticeleri özetle şunu söylüyor: Hastalıkların %5’lik bir bölümü genler ile ilişkilendirilirken, %95’lik kısmı ise epigenetik aracılığı ile kontrol edilebilmektedir.

Özetle genel yaşam kalitemiz wellbeing halimizin en açık göstergesi olup, epigenetik bilimi ve kadim tıp ilimlerine göre yaşam tarzımız sağlığın, beden-zihin dengesinin ve wellbeing halinin en önemli belirleyicisidir. Yani daha iyi ve daha mutlu olma hali günlük olarak yaptığımız önemsiz gibi görünen seçimlerimize bağlıdır.

Ben wellbeing terimi ve yaşam tarzı ile ilk defa 2011 yılında USA Chopra Center’da 3 yıl boyunca aldığım Meditasyon ve Ayurveda Uzmanlıkları eğitimlerinde tanıştım. Hocalarımız dünyanın en saygın üniversitelerinde çalışan akademisyen liderlerden olan bütüncül tıp doktorları ve filozoflarından oluşuyordu. O dönemde dünyanın yüzünü buraya döneceğini çok net olarak farkettim.

Ayurveda’nın Koruyucu Tıp Uygulamalarını öğrenmem ve bunları hayatıma yavaş yavaş entegre etmeye başlamam ile kronik sindirim sistemi rahatsızlıklarım, solunum sistemi problemlerim, zihinsel bulanıklık ve odaklanma sorunlarım hiçbir şekilde ilaç kullanmadan ortadan kolaylıkla kalktı. Kendimi hem fiziksel, hem de zihinsel olarak her anlamda daha iyi hissetmeye başladım. Bilimin en son verileri ile sentezlenmiş bu kadim bilgiler çok değerli ve efektif. İnsan mükemmel bir sotf-robotik mekanizma, farkındalığın ilk adımı öncelikle sahip olduğunuz robotik yapının fiziksel özelliklerini tanımaya başlamaktır. Bende bu geçen 15 yıl içerisindeki deneyimlerim doğrultusunda çok kapsamlı bir Genleriniz Kaderiniz Değildir Metodolojisi oluşturdum ve bu doğrultuda eğitim vermeye ve dernek aracılığı ile toplumu bilgilendirmeye devam ediyorum.

 

2) Wellbeing Derneği Başkanı’sınız, dernek nasıl bir ihtiyaçtan kuruldu, bahsedebilir misiniz? Konferans ile hedefledikleriniz neler? Konferansın toplumumuz için etkisi nasıl olabilir?

Wellbeing Derneğini, yıllar boyunca adım adım hayatıma kattığım wellbeing yaşam tarzını, kurucusu olduğum Yükselen Çağ Wellbeing Akademi’den mezun ettiğimiz 3 farklı Koruyucu Tıp Sertifika Programları öğrencilerimiz haricinde, eğitim almaya vakti, nakdi veya motivasyonu olmayan ama gene de hayatının bir noktasından başlayarak daha iyi hissetme halini yaratmak isteyen geniş halk kitleleri ile paylaşmak üzere kurduk; bu amaç Wellbeing Derneği Yönetim Kurulu olarak en büyük motivasyonumuzdur.

Wellbeing uzun zamandır bir lüks değil; son 30 yıldır bu konuda  başta ABD, İngiltere, Avustralya ve Almanya’da yapılan ciddi araştırmalar ve istatistikler neticesinde ve özellikle pandemi sonrasında tüm dünyada kişilerin gelen yaşam kalitelerini yükseltmek üzere bilinçlendirme programları ve yayınları hızla yükseldi. Ayrıca Bütünsel Sağlık ve Esenliğin çok önemli belirleyicilerinden olan İş&Yaşam Dengesinin de, Kurumsal Wellbeing adı altında şirketlerin kültürü içine yerleştirmesi gerekliliği net bir şekilde ortaya çıktı. Bu konuya 2010’un başlarında dünyada profesyonelce ilk eğilen ve şirket kültürü haline getiren Google olmuştur. Elbette uluslararası araştırma şirketi olan GALLUP’un başı çektiğini belirtmeliyim.

BÜTÜNSEL SAĞLIK VE WELLBEING DERNEĞİ olarak bireysel, kurumsal ve tüm halk sağlığını gözetmek; iş, özel, sosyal ve dijital yaşamda bütünsel sağlık ve farkındalık halini yükseltmeyi amaçlıyoruz.

3) Bu yıl konferansa ilgi nasıl? Wellbeing Konferansı’na katılmak kişilere ne kazandırır?

Herkese açık olan konferansımıza, geçtiğimiz yıllardan çok daha büyük bir talep olduğu için bu yıl 500 kişi kapasite ile daha çok kişiye ulaşmayı hedefliyoruz.

Bireylerin bu kavramı hayatlarına entegre etmek üzere önce niyetine girmeleri ve bir karar vermeleri lazım. Yani kişi kendisine bakıp, bir durup düşünecek ve “Ben şu andan itibaren her anlamda daha iyi hissetmek istiyorum, bu benim doğum hakkım. Genel wellbeing halimi yükseltmek için ufak gibi dursa da bir yerden başlamalıyım” diye karar vermeli.

Dernek üyelerimize bu konuda ücretsiz rehberlik yapıyoruz. Her hafta özellikle stres yönetimi için “YAŞAMINA HAREKET KATve STRESİNİ YÖNET” dersleri adı altında haftada 11 farklı uzman eğitmenimiz tarafından, online canlı ve interaktif olarak verilen, özellikle stres yönetimi sağlayan her seviyeye açık farklı yoga, meditasyon ve pranayama nefes teknikleri derslerimiz mevcut. Bu derslerin hepsi uzman eğitmenlerimiz tarafından gönüllülük esasına göre veriliyor. Ayrıca her ay Yönetim Kurulu Üyelerimizden veya Üyelerimizden bir uzman tarafından wellbeing’e dair muhtelif konularda, gene sadece üyelere özel webinarlar düzenliyoruz. İlgilenenler web sitemizden tüm faaliyetlerimizi inceleyebilir: https://wellbeingdernegi.org/

Konferanslarımızla zamanla geniş halk tabanına yayılarak, toplumsal iyilik halinin ancak bireysel iyilik halinin yükselmesi ile oluşabileceğini bilimsel kanıtlarla sunarak, kişilerin kendileri için artık kurban rolünden çıkarak, bireysel güçlerini ellerine almalarını amaçlıyoruz.

4) Konferansın nasıl bir izleyici kitlesi var, konu hakkında bilgisi olanlar mı katılıyor? Hayatınında olumlu yönde değişiklik yapmak isteyenler mi?

Konferansın izleyici kitlesinde çoğunlukla wellbeing konusunu daha önce bir vesile ile duymuş ve bu konuda yayınlara denk gelmiş  veya şirketlerinde bu konuda eğitim almış olan profesyoneller  ve geleceğe yatırım yapan değerli markalar yer alıyor.

Genel olarak katılımcı profilimiz istatistikleri neticesinde ağırlıklı olarak 30-55 yaş aralığında, kariyerinin zirvesinde olan profesyoneller, A ve B+ sosyo-ekonomik segment ve en az lisans ve ağırlıklı olarak lisansüstü eğitim seviyesine sahip, global trendleri takip eden kitleden oluşan aşağıdaki 6 ana kırılımı görüyoruz;

  1. Üst Düzey Yöneticiler ve Karar Vericiler: Şirketlerinde esenlik (wellbeing) programlarını başlatan karar vericiler, kurumsal dünyada yön belirleyen CEO, CHRO ve Departman Müdürleri ve ekipleri.
  2. Sağlık ve Wellbeing Profesyonelleri: Doktorlar, Eczacılar, Diyetisyenler, Psikologlar, Koçlar, Eğitmenler ve Yükselen Çağ Wellbeing Akademi mezunları (Sektör profesyonelleri).
  3. Beyaz Yakalı Çalışanlar: Yüksek stres altında çalışan, kişisel gelişime ve sağlığa bütçe ayıran kitle.
  4. Finans ve Danışmanlık Sektörü: Stres yönetimi ve yüksek performans odaklı çalışan finans uzmanları ve danışmanlar.
  5. Girişimciler, İşletme Sahipleri ve Freelancerlar: İş-özel hayat dengesini kurmaya çalışan, teknoloji ve verimlilik araçlarına ilgi duyanlar; kendi işini yöneten ve bütünsel sağlığı bir iş stratejisi olarak gören kitle.
  6. Kişisel Gelişim Takipçileri Bilinçli Tüketiciler: Daha dengede, kaliteli ve sağlıklı yaşamı bir hayat tarzı haline getirmek isteyen, podcast dinleyen, kitap okuyan, sürekli öğrenme döngüsünde olan kitle.

5) Bu yıl geçen yıllardan farklı olarak konferansın ana teması, konusu nedir? İçerikten söz eder misiniz?

Dernek Yönetim Kurulu olarak dört yıldır işlediğimiz tüm konular bizim nezdimizde wellbeing adına yaşamımızı şekillendiren ve yaşam kalitemizi etkileyen çok önemli konulardır.

“Wellbeing ve Bütünsel Sağlık Derneği” olarak dördüncü konferansımız 2 Mayıs 2026 Cumartesi günü, The Grand Tarabya Managed by Accor’un mekan sponsorluğunda boğaza nazır harika bir konferans salonunda gerçekleşecek.

Bu sene öne çıkaracağımız 9 panelde odaklandığımız konular; kariyer, iş dünyası ve özel yaşam dengesi, finansal wellbeing, longevity, cilt bakımı, sağlık sektörü, egzersiz ve müzik. Konferansta 9 panelde 28 duayen isim yer alacak.

Tüm bu temaları, alanında uzman konuklarımızla wellbeing halini yükselten önerilerle geniş bir perspektiften inceleyeceğiz. Wellbeing Konferansımızın tüm ekibi ve panelistleriyle ülkemizde sadece Wellbeing Derneği tarafından gerçekleştirilen bir imza etkinliğe ev sahipliği yapmasının haklı gururunu ve mutluluğunu taşıyoruz.

Wellbeing Uzmanı Hale Caneroğlu’nun Master of Ceremony olarak yer alacağı konferans, benim ve konferansın platin ana sponsoru Philips Kişisel Sağlık Ortadoğu, Türkiye ve Afrika Genel Müdürü Sibel Yıldız‘ın yapacağı açılış konuşmaları ile başlayacak. Konferansta 9 panelde yer alacak 28 duayen ismi ve konferans detaylarını buradan inceleyebilirsiniz: https://www.wellbeingdernegi.org/dorduncu-wellbeing-konferansi/

6)Dünyada bu tür konferanslar çok mu? Bizimkiyle diğerlerinin nasıl bir ortak yönü veya farkları var?

Dünyada bu konuda çalışan bir dizi üniversite, STK ve araştırma kuruluşu mevcut. Bu kurumların çoğunluğu özellikle İngiltere, ABD ve Avustralya’da bulunmakta. Fakat özellikle uluslararası araştırma kuruluşu GALLUP ve Oxford Üniversitesi bünyesinde kurulan Oxford Wellbeing Research Center tarafından bu konuda yapılan zirveler dünyadaki en ciddi ve kapsamlı olanlarıdır. GALLUP wellbeing konusunda yaklaşık 20 yıldır dünya nüfusunun ortalama %98’ini temsil eden araştırmalar yapmakta ve bunları muhtelif aralıklarla yayınlamaktadır. Ayrıca Arianna Huffington’nın kurmuş olduğu Thrive Global isimli platform ile wellbeing konusu ABD ‘deki en büyük şirketleri işin içine katarak ciddi faaliyetlerde bulunmaktadır.

Dünyadaki bu zirve ve konferansları incelediğimizde ortak ve farklı yönlerimizde başlıca iki konu ön plana çıkıyor;

  1. 13 yıldır Kurumsal Wellbeing eğitimleri veren bir uzman olarak, ülkemizdeki kurumsal dünyayı wellbeing konusunda bilinçlendirme ve Wellbeing At Work kapsamında şirketleri, en az İngiltere ve ABD kadar, bu konuya dahil edebildiğimizi rahatlıkla söyleyebilirim. Yani Kurumsal wellbeing konusunda ülkemiz azımsanmayacak bir farkındalığa doğru yol almaktadır. Bunu 2 Mayıs cumartesi günü gerçekleştireceğimiz 4. Wellbeing Konferansımıza ilgi gösteren ve markalarıyla yer alan ve yıllardır bizden wellbeing eğitimleri alan şirket listelerinden gayet net görebiliyoruz.
  2. Veri ve istatistik sağlama konusunda ise maalesef biz oldukça gerideyiz. Bu konuda dernek yönetim kurulunda bulunan akademisyen üyelerimiz şu ana kadar 5 farklı araştırma yayınladılar. Bu araştırmalarımızı daha genişleterek, uluslararası verilere katkı sağlamayı planlıyoruz.
blank

PROF. DR. PELİN ARIBAL AYRAL;

1) “Wellbeing” ve “Sağlıklı Yaş Alma” son yıllarda üzerine en çok konuşulan konulardan biri haline geldi. “Sağlıklı Yaş Alma” ve “Wellbeing” kavramlarını açabilir misiniz?

Wellbeing ve ‘sağlıklı yaş alma’ kavramları aslında birbirini tamamlayan iki önemli yaklaşımı ifade ediyor. Wellbeing; yalnızca fiziksel sağlığı değil, çok daha geniş bir iyilik halini ifade eder. Gallup’un global çalışmalarına göre wellbeing; kariyer, sosyal ilişkiler, finansal denge, fiziksel sağlık ve toplumsal aidiyet olmak üzere beş temel alanda şekillenir. Yani kişinin sadece hasta olmaması değil; yaptığı işten tatmin olması, güçlü sosyal bağlara sahip olması, kendini güvende hissetmesi ve yaşamına anlam katabilmesi de bu bütünün bir parçasıdır. Bu nedenle wellbeing’i, yalnızca bedensel bir sağlık durumu değil; insanın hayatla kurduğu çok boyutlu ve dinamik bir denge hali olarak tanımlamak gerekir.

Sağlıklı yaş alma ise bu iyilik halinin zaman içindeki sürdürülebilirliğini ifade eder. Burada amaç sadece yaşam süresini uzatmak değil, yaş aldığımız yılları kaliteli, bağımsız ve aktif geçirebilmektir.

Bilimsel olarak da biliyoruz ki; yaşlanma kaçınılmaz bir süreç olsa da, nasıl yaşlandığımız büyük ölçüde yaşam tarzımızla şekilleniyor. Beslenme, uyku, stres yönetimi, hareket ve çevresel faktörler hücresel düzeyde yaşlanma hızını doğrudan etkileyebiliyor. Bu nedenle ben, wellbeing’i yaşamın her anına nüfuz eden çok katmanlı bir denge hali olarak görüyorum. Sağlıklı yaş alma ise bu dengenin zaman içindeki yansımasıdır. Yani wellbeing, sadece iyi hissetmekle sınırlı değil; hücresel düzeyden zihinsel dayanıklılığa kadar uzanan, yaşam kalitesini belirleyen temel bir yapıyı oluşturur.

 

2) Danışanlarınıza Fonksiyonel Tıp Bakış Açısı ile yaklaşıyorsunuz, bize Fonksiyonel Tıp yaklaşımını ve “Sağlıklı Yaş Alma”ya katkısını anlatabilir misiniz?

Fonksiyonel tıp, hastalıklara yalnızca semptomlar üzerinden değil, altta yatan kök nedenler üzerinden yaklaşan, bütüncül ve kişiye özel bir tıp modelidir. Bu yaklaşımda amaç; ortaya çıkan bulguları baskılamak değil, o bulgulara neden olan biyolojik dengesizlikleri anlamak ve düzeltmektir.

Her bireyin genetik yapısı, yaşam tarzı, beslenme alışkanlıkları, stres düzeyi ve çevresel maruziyetleri farklıdır. Bu nedenle fonksiyonel tıp, ‘herkese aynı tedavi’ yaklaşımı yerine, kişiye özgü bir yol haritası oluşturur. Özellikle bağırsak sağlığı, inflamasyon, hormonal denge, mitokondriyal fonksiyon ve detoksifikasyon süreçleri bu modelin temel odak alanlarını oluşturur.

Sağlıklı yaş alma açısından baktığımızda ise fonksiyonel tıp çok güçlü bir zemin sunar. Çünkü yaşlanma süreci büyük ölçüde kronik inflamasyon, oksidatif stres ve hücresel enerji üretimindeki azalma ile ilişkilidir. Fonksiyonel yaklaşım bu süreçleri erken dönemde tespit edip müdahale ederek, yalnızca hastalık gelişimini önlemekle kalmaz; aynı zamanda yaşam kalitesini, enerji düzeyini ve fonksiyonel kapasiteyi artırır.

Bu nedenle fonksiyonel tıp, sağlıklı yaş almayı destekleyen bir yöntemden öte, aslında yaşam boyu sürdürülebilir bir sağlık stratejisidir.

 

3) Siz, “Wellbeing” ve “Sağlıklı Yaş Alma” bu konularına ne zaman ilgi duydunuz ve kaç yıldır bu konuda çalışıyorsunuz? Türkiye’de konu ne kadar biliniyor? Sizce batı tıbbı dediğimiz günümüz sağlık sistemi hastalık önleme ve tedavi için yeterli mi?

Sağlıklı yaş alma ve wellbeing konularına ilgim aslında tıp fakültesine giriş motivasyonumun bir parçasıydı. İnsanların sadece hastalıklarını tedavi etmek değil, sağlıklı kalmalarını sağlamak ve yaşam kalitelerini artırmak her zaman önceliğim oldu. İç Hastalıkları Anabilim Dalının altında bulunan ve hastalıkların oluş mekanizmasını araştıran Fizyopatoloji’de öğretim üyesi olmamda bunun bir sonucuydu. 2009 da Profesör olduktan sonrada bu konularda çalışmalarım devam etti.  Ayrıca, Gıda-Metabolizma ve Klinik Beslenme anadalını kurarak da bu konularda çalışmaya devam ettik. Ancak wellbeing konusunda esas ilgim, 2020 yılında aldığım wellbeing uzmanlığı eğitimiyle birlikte çok daha derinleşti.

Bugün baktığımızda Türkiye’de wellbeing ve sağlıklı yaş alma konularının son yıllarda hızla yaygınlaşmasından büyük bir memnuniyet duyuyorum. Artık insanlar sadece hastalıkları değil, sağlıklarını nasıl koruyabileceklerini ve daha kaliteli bir yaşamı nasıl sürdürebileceklerini sorguluyor. Bu farkındalık artışı çok kıymetli bir dönüşümün göstergesi.

Modern batı tıbbı ise akut hastalıkların, enfeksiyonların ve cerrahi tedavilerin hayat kurtarma noktasında son derece güçlü ve vazgeçilmezdir. Ancak kronik hastalıkların artışıyla birlikte, yalnızca semptom odaklı yaklaşımın yeterli olmadığı da giderek daha net ortaya çıkmaktadır. Bu noktada fonksiyonel tıp ve wellbeing yaklaşımları, batı tıbbını tamamlayan ve onu daha bütüncül hale getiren önemli alanlar olarak yer almaktadır.

Ben bu yaklaşımları birbirinin alternatifi değil, birbirini tamamlayan ve birlikte kullanıldığında çok daha güçlü sonuçlar veren bir bütün olarak görüyorum.

 

4) “Wellbeing ve Bütünsel Sağlık Derneği” Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı’sınız, dernekte yaptığınız çalışmalar hakkında bilgi verebilir misiniz? Wellbeing alanında profesyonel anlamda kendini geliştirmek isteyenlere ne gibi önerileriz olur?

Wellbeing ve Bütünsel Sağlık Derneği Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı olarak, temel hedefimiz wellbeing kavramını bilimsel temellerle ele alarak toplumda kalıcı bir farkındalık oluşturmak ve bu alanı disiplinler arası bir yaklaşımla geliştirmek. Bu doğrultuda son yıllarda oldukça kapsamlı çalışmalar yürütüyoruz. Düzenlediğimiz geniş katılımlı wellbeing konferansları ve çok başlıklı panel programları ile farklı disiplinlerden uzmanları bir araya getirerek güçlü bir bilgi paylaşım platformu oluşturuyoruz. Kariyerden finansal wellbeing’e, sağlıktan egzersize, cilt sağlığından iş-yaşam dengesine kadar uzanan çok boyutlu içeriklerle wellbeing’i yalnızca bireysel değil, toplumsal bir kavram olarak ele alıyoruz.

Bunun yanında yıl boyunca devam eden eğitim programları, uygulamalı dersler, webinarlar ve farkındalık projeleri ile wellbeing yaklaşımını daha geniş kitlelere ulaştırmayı hedefliyoruz. Amacımız bu alanı sadece teorik bir çerçevede anlatmak değil; bireylerin günlük yaşamlarına entegre edebilecekleri sürdürülebilir alışkanlıklar kazandırmak. Aynı zamanda farklı sektörlerle kurduğumuz iş birlikleri sayesinde wellbeing’i iş dünyası, sağlık sektörü ve sosyal yaşamın kesişiminde konumlandırıyoruz.

Wellbeing alanında profesyonel olarak kendini geliştirmek isteyenlere en önemli önerim ise; bu alanı bir trend olarak değil, çok disiplinli ve bilimsel temeli olan bir yapı olarak ele almalarıdır. Çünkü gerçek wellbeing yaklaşımı; tıp, epigenetik, psikoloji, beslenme, hareket bilimleri ve davranış bilimlerinin entegrasyonunu gerektirir. Bu nedenle güçlü bir teorik altyapı oluşturmak, güncel bilimsel gelişmeleri takip etmek ve en önemlisi bu yaklaşımı kendi yaşamında deneyimleyerek içselleştirmek büyük önem taşır.

 

5) Son olarak, hem kendiniz hem de dernek ile ilgili uzak ya da yakın vadeli planlarınız neler?

Gerek bireysel yolculuğumda gerekse Wellbeing ve Bütünsel Sağlık Derneği bünyesindeki çalışmalarımızda en temel amacım; sağlığı yalnızca hastalıkların yokluğu olarak değil, sürdürülebilir bir iyilik hali olarak yeniden tanımlamak.

Yakın vadede hedefimiz, wellbeing kavramını daha geniş kitlelere ulaştırmak ve bilimsel temellerle desteklenen, uygulanabilir yaşam modelleri sunmak. Bu doğrultuda eğitim programlarımızı, multidisipliner konferanslarımızı ve toplumsal farkındalık projelerimizi daha da yaygınlaştırmayı planlıyoruz. Aynı zamanda wellbeing’i yalnızca bireysel bir kavram olmaktan çıkarıp; iş dünyası, eğitim ve sağlık sistemleriyle entegre bir yapıya dönüştürmek önceliklerimiz arasında yer alıyor.

Orta ve uzun vadede ise hedefimiz çok daha kapsamlı: Türkiye’de wellbeing ve sağlıklı yaş alma alanında referans alınan, bilimsel üretim yapan ve uluslararası düzeyde iş birlikleri geliştiren güçlü bir merkez haline gelmek. Bu alanda standartları belirleyen, eğitim modelleri oluşturan ve farklı disiplinleri aynı çatı altında buluşturan bir yapı kurmak istiyoruz.

Kişisel olarak ise fonksiyonel tıp ve longevity alanındaki çalışmalarımı daha da derinleştirerek, hem klinik hem de toplumsal düzeyde daha fazla insana ulaşmayı hedefliyorum. Çünkü inanıyorum ki geleceğin tıbbı; hastalıkları tedavi etmekten çok, sağlığı sürdürülebilir kılabilen bir yaklaşım üzerine kurulacak.

Bizim vizyonumuz; bireyin kendi sağlığının sorumluluğunu alabildiği, bilinçli ve dengeli bir yaşam kültürünün yaygınlaştığı bir toplum oluşturmak. Misyonumuz ise bu dönüşümü bilimsel bilgi, doğru rehberlik ve sürdürülebilir yaşam alışkanlıkları ile desteklemek.

blank