4- Bu yıl geçen yıldan farklı olarak epigenetik de konferansın bölümlerinden. Bunun yaşamımız için öneminden bahseder misiniz?
Epigenetik, DNA dizisindeki değişikliklerden kaynaklanmayan ama aynı zamanda irsi olan, gen ifadesi değişikliklerini inceleyen bilim dalıdır. Genin işleyişini kontrol eden ve düzenleyen oluşumlar olan epigenomlar, bilim insanları tarafından genlerin üstünde olarak tanımlanmaktadır. Genlerin ne zaman, nerede ve ne kadar çalışacağını belirleyen bu mekânizmaya, bir diğer deyişle DNA’ nın yapısında veya diziliminde herhangi bir değişiklik olmaksızın DNA’da kodlu olan genetik bilginin açığa çıkmasında meydana gelen değişikliklere “genler üstü genetik” anlamına gelen “epigenetik” adı verilmektedir.
Epigenomlar, gene nasıl davranması gerektiğini söyleyerek, gen kalitesini aşağı veya yukarı çekerek tüm genetik aktiviteyi kontrol eder. Epigenetik bilimi tarafından yaşam tarzı değişikliklerinin hastalıkların önlenmesinde, gen’lerden çok daha etkili olduğu kanıtlanmıştır. Epigenetik araştırma neticeleri özetle şunu söylüyor;
Hastalıkların %5’lik bir bölümü genler ile ilişkilendirilirken, %95’lik kısmı ise epigenetik aracılığı ile kontrol edilebilmektedir.
Ben 2018 yılında yayınlanan Genleriniz Kaderiniz Değildir isimli kitabımda tamamen bu konuya eğilerek, bilimin genlerimiz ile ilgili geldiği son neticelere ve önerilen yaşam tarzı değişikliklerini yaşamımıza, konfor alanımızı çok zorlamadan, nasıl entegre edebileceğimizi çok detaylı olarak kaleme aldım. Bu kitabım hayat boyu başvurabileceğiniz bir kılavuz niteliği taşımaktadır.
Özetle daha iyi bir yaşam kurgusu için kurban rolünden çıkıp, yaşamdaki iyi olma halimizin sorumluluğunu bilimin ışığında ele almanın vakti çoktan gelmiştir. Ve bunun için binlerce km uçarak, dağlara, tapınaklara, bazı merkezlere gitmek zorunda değilsiniz artık. Doğru bilgi ve rehperlik kaynaklarını iyi araştırmanız yeterli. Bu konu bizim gibi metropollerde oradan oraya koşturan insanların hayatına adım adım entegre edilebilmektedir. Ülkemizde de son 12 yılda onbinlerce yaşam tarzı değişikliği neticesinde her konuda yükselen iyilik halleri örnekleri mevcuttur.
5- Wellbeing deyince işin içine neler giriyor?
Wellbeing ibaresi, insanın sahip olduğu üç ana beden olan fiziksel, zihinsel ve ruhsal bedenlerde denge sağlayıcı günlük seçimler ile GALLUP’un 2010 yılında yayınladığı ve dünya nüfusunun %98’ini temsil eden Wellbeing Araştırmasında yer alan Kariyer, Finansal, Sosyal ve Çevresel Hayatta da eş zamanlı olarak denge kurulmasını ifade eden, tüm wellness ve koruyucu tıp uygulamalarını da çatısı altında barındıran ana kapsayıcı bir terimdir.
Wellbeing, halen wellness ibaresi ile sıkça karıştırılabilen bir terimdir. Welness sadece fitness, beslenme ve SPA uygulamalarını içermektedir. Wellbeing ise, wellness uygulamalarını da içinde bulunduran ana kapsayıcı çatı terimdir.
Wellbeing kısaca; fiziksel, zihinsel ve ruhsal beden sağlığımız ve dengesinin yanı sıra, iş hayatımız, sosyal hayatımız, finansal durumumuz ve yaşadığımız sosyal çevre içerisinde tam anlamıyla denge ve uyumlu bir yaşamı ifade etmekte olup, “Bütünsel Sağlık, Mutluluk ve İyi Olma Hali” olarak tanımlanabilir.
Özetle genel yaşam kalitemiz wellbeing halimizin en açık göstergesidir.
Epigenetik bilimi ve kadim ilimlere göre yaşam tarzımız sağlığın, beden-zihin dengesinin ve wellbeing halinin en önemli belirleyicisidir. Yani daha iyi ve daha mutlu olma hali günlük olarak yaptığımız önemsiz gibi görünen seçimlerimize bağlıdır.
6- Bir de meditasyondan söz etmek istiyorum. Önceki yıllarda insanların bu konuda çok daha önyargılı olduklarını gözlemledim hep. İnsanlar hep “ben yapamam” endişesini taşıyorlar bu konuda. Şimdilerde bunda bir değişiklik var mı? Siz neler gözlemliyorsunuz?
Evet çok haklısınız, son 12 yılda meditasyon ile ilgili olarak Türkiye’de de epey olumlu bir yol aldık. Yıllar önce meditasyon yapmak günah mıdır tarzında gelen sorular son 6-7 yıldır bitti.
Meditasyon kısaca bilimsel bir zihni dinlendirme tekniğidir.
Herhangi bir din ile ilişkilendirilmesi son derece yanlıştır. Tüm semavi dinler ve spritüel disiplinlerde meditatif çalışmalar mevcuttur. Bunun en önemli sebebi ise zihni çöp düşüncelerden arındırarak, kişiyi gerçek potansiyeline taşımasıdır.
Benim tüm bu wellbeing uygulamaları ile tanışmam ABD’de Chopra Center’da bitirmiş olduğum Meditasyon ve Ayurveda sertifika programlarıdır. Hayatımı kesinlikle Meditasyondan Önce ve Meditasyondan Sonra olarak net bir şekilde ikiye ayırabilirim. Binlerce kişiye bilimsel temelli olarak meditasyon yapmasını öğrettim bugüne kadar, sadece meditasyonu düzenli olarak uygulamaya başladıktan sonra yüzlerce dönüşen yaşamı gözlemledim ve hala izlemekteyim…
Zaten ilk zamanlar benim gibi rasyonel zihinli eski bir borsacı dahi ikna olduktan sonra herkes ikna olur diye eğitim vermeye başlamıştım.
Biliminsanları meditasyonu Strese Karşı Panzehir olarak tanımlıyor.
Çok doğru! Eğer stress seviyenizi yönetemiyorsanız, yaşamınızı yönetemiyorsunuz ve rüzgarın kuru bir yaprağı oradan oraya savurduğu gibi hayatta savruluyorsunuz demektir. Meditasyonu ilk olarak stres yönetimi için yapıyoruz. Bununla başlayan faydalarını say say buraya sığdıramam…
7- Hazır bu vesileyle meditasyonun hayatımıza katacaklarından kısaca söz eder misiniz?
Meditasyon entellektüel bir uygulama olmadığı halde, zihnimizin bu tekniği ve etkilerini ayrıntısı ile bilimsel açıdan anlaması ve ikna olması pratiğin sürdürülebilirliği açısından son derece önemlidir. Meditasyon DOING halinden çıkıp, sadece BEING haline kaydığımız bir durumdur. Beden, zihin ve ruh sağlığımız üzerindeki olumlu etkileri yaklaşık 30 yıldır uluslararası saygınlığı olan birçok bilimsel araştırma ile kanıtlanmıştır.
Harvard Tıp Fakültesi, Massachusetts Institute of Technology, Yale Üniversitesi, Massachusettes General Hospital’a bağlı olan “Benson-Henry Beden ve Zihin Tıbbı Enstitüsü” gibi bilim dünyasındaki önemli kurumlarca yapılan bu araştırmaların bir çoğu beyindeki nöro-plastisite değişimini kanıtlayan araştırmalardır. Bu araştırmalara göre düzenli meditasyon ile beyindeki nöronların birbirleri ile bağlantı şekilleri ve ilişkileri evrimleşme yönünde hızlı bir değişim göstermekte ve bununla beraber beynin kimyası da değişmektedir. Yani düzenli meditasyon zihnimizin çalışma şeklini değiştirmektedir.
Tabiiki yüzlerce farklı meditasyon tekniği bulunmaktadır. Hangi meditasyon tekniğini yaptığınız önemli midir? Elbette önemlidir.
Özellikle 2009 yılında Carol W. Greider ve Jack W. Szostak ile birlikte Nobel Tıp Ödülü’nü kazanan Prof. Dr. Elisabeth Blackburn yaşlanmamızda telomerlerin ve telomeraz enziminin rolünü keşfeden biliminsanı olarak yaptığı uzun yıllar süren araştırma neticelerinde, mantra bazlı kirtan ismi verilen meditasyon tekniklerinin telomeraz enzim salgısını çok ciddi oranlarda desteklediğini kanıtlamıştır.
Harvard, MIT, Yale, Wisconsin vb. uluslararası saygınlığı olan üniversiteler ve klinikler tarafından meditasyon ile ilgili son 30 yıldır yapılan araştırma neticelerini ve belirtilen faydalarını sıralayacak olursam, başlıca şunları sayabilirim;
- Stresi giderir
- Erken Yaşlanma sürecini engeller
- Telomer’leri uzatarak, wellaging sürecini başlatır
- Uyku kalitesini yükseltir
- Kalp çarpıntısını hafifletir
- Yüksek tansiyonu indirir ve kan basıncını azaltır
- Fiziksel ve zihinsel detoks yapar
- Kaygı, endişe ve muhtelif korkuları azaltır
- İlişkileri iyileştirir, geliştirir
- İç huzuru kazandırır
- Yaratıcılık ve sezgileri uyandırır
- Bağışıklık sistemini güçlendirir
- Yorgunluğu giderir
- Odaklanma yeteneğini artırır, konsantrasyonu güçlendirir
- Daha az yargılayıcı olmayı sağlar