Fiziksel & Zihinsel Wellbeing ve Nefes Paneli

blank
blank

“Wellbeing ve Bütünsel Sağlık Derneği” tarafından organize edilen 3. Wellbeing Konferansı”nda yer alan Fiziksel & Zihinsel Wellbeing ve Nefes Paneli’nde Gastroenteroloji & Wellbeing Uzmanı Dr. Özdal Ersoy Moderatörlüğünde, Norveç Oslo Üniversitesi Biobilimler Bölümü ‘den Prof. Dr. Fahri Saatçioğlu, Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Dr. Ömer Önder yer aldı.

blank

Bu çok özel panelde nefesin yaşam kalitesi üzerindeki etkileri hem bilimsel, hem de panelistlerin kişisel deneyimleriyle derinlemesine paylaşıldı. Panelistler öncelikle nefes terapileriyle nasıl tanıştıklarını ve nefesin sadece fiziksel değil, zihinsel ve hücresel sağlık üzerindeki önemini nasıl fark ettiklerini anlattılar.

blank

Dr. Ömer Önder; ekonomik solunumdan bahsetti ve solunumun vücudun ihtiyacı olan finansal wellbeing’ine olan katkısını sundu. Doğru nefes alarak, vücudun günlük ürettiği enerjiden solunum sisteminin daha az pay aldığını,  böylece enerjinin, enerji ihtiyacı olan diğer organlara (kalp, beyin, kas, karaciğer vb.) aktarımının daha rahat olacağını ve bu durumun da ‘sağlıklı kalmak’ için önemli arzettiğini iletti.

Doğru nefesin de burundan alınıp verilen diyafram nefesi olduğunu önemle belirtti.

blank

Prof. Dr. Fahri Saatçioğlu; ise bilimsel perspektiften yaklaşarak, nefesin hücresel düzeyde etkilerini, kanser sürecindeki rolünü ve “pranayama egzersizleri”nin vücut kortizol seviyesini düşürdüğünün kanıtlarını anlattı. Vurguladığı önemli noktalardan biri de, hem bedenin hem de hücrelerin nefes aldığı ve

“Ne kadar az enerjiyle ne kadar çok verim sağlanırsa, o kadar sağlıklı oluruz”

mottosuydu.

Panelde, katılımcılara kolayca uygulanabilecek bir nefes egzersizi önerisi de sunuldu. Ayrıca nefesin ruhsal dengeyi sağlamada ve stresle başa çıkmada oynadığı etkin rolle ilgili çarpıcı örnekler paylaştı.

Son olarak, her iki konuşmacı da wellbeing’in sadece iyi hissetmek değil, bilinçli farkındalıkla yaşamak olduğunu, bunun da en temel aracının “doğru nefes” olduğunu vurguladı.

 

Tüm paneli Wellbeing Derneği Youtube kanalından izlemek için tıklayınız.

Sosyal Yalnızlık ve “Wellness”ın Yeni Rolü

blank
blank

“Sosyal Yalnızlık” günümüz toplumlarında giderek artan bir sorun olarak kendini gösteriyor. Uzaktan çalışma, çevrimiçi eğlence ve dijital platformların yaygınlaşması gibi sebeplerle “yalnız hissetme” artıyor. Sözde insanların bir araya gelmesi için tasarlanan teknolojiler de gerçek dünyadaki sosyal etkileşimlerin azalmasına sebep oluyor.

OECD (Ekonomik İş birliği ve Kalkınma Örgütü) ülkelerinde, ortalama olarak nüfusun %10‘u kendini desteksiz hissettiğini, %8‘i yakın arkadaşı olmadığını ve %6‘sı son dört haftanın çoğunda veya tamamında yalnızlık yaşadığını belirtmektedir.

Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) verilerine göre ise dünya genelinde yaklaşık her altı kişiden biri (yaklaşık %16) yalnızlık hissediyor. DSÖ, sosyal yalnızlığı, tüm yaş gruplarını kapsayan öncelikli bir halk sağlığı sorunu ve politika meselesi olarak kabul etmektedir.

Fiziksel Sağlık Üzerindeki Etkileri

• Yalnızlık, inme veya koroner kalp hastalığı gelişme riskinde %30‘luk bir artışla ilişkilendirilmiştir.
• Yüksek tansiyon ve bağışıklık fonksiyonunun bozulması gibi biyolojik etkilere yol açar.
• Tip 2 diyabet, kronik ağrı ve obezite riskinde artışa sebep olur.

Zihinsel ve Bilişsel Sağlık Üzerindeki Etkileri

Sosyal bağlantı eksikliği, özellikle zihinsel ve bilişsel esenliği doğrudan etkiler.

• Yalnızlık ve sosyal izolasyon, depresyon, anksiyete ve intihar düşüncesi riskini artırır.
• Yalnızlık, demans riskinde %40‘lık bir artışla ilişkilendirilmiştir ve bilişsel gerilemeyi hızlandırabilir.

Ayrıca, araştırmalarda sosyal-duygusal yalnızlığın, yaşam doyumunu oldukça etkilediği de (yaklaşık %20) sonucuna da ulaşılmıştır.

blankPeki Neden Bu Kadar Çok Yalnızız?

Giderek hızlanan bir dünyada yaşıyoruz. Beklentiler çoğaldı, gündelik koşuşturmalar üretkenliğin ve değer yaratmanın yerini aldı. Ekran süreleri uzadıkça, bildirimler çeşitlenip çoğaldıkça ve sanal “bağlantılar” (!) güçlendikçe, içimizde sessizce büyüyen bir gerçek var: Yalnızlık.

Sosyal medya, görünürde bizi bağlıyor ama aslında içeride daha derin bir boşluk yaratıyor. Harvard Üniversitesi’nde yapılan en uzun süreli (85 yıllık) mutluluk araştırması diyor ki:
“İyi bir yaşamın en güçlü belirleyicisi güçlü sosyal bağlardır.”
Paradoks şu ki; hiç olmadığı kadar “bağlantıdayız” … ama hiç olmadığı kadar yalnızız.

Wellness Neden Yeni Toplanma Alanımız Oldu?

Wellness sektörü, bireyin zihin, beden ve ruh sağlığını iyileştirmeye odaklanır. Sosyal yalnızlık da esenliğin kritik bir unsuru olan “sosyal sağlık” boyutunu doğrudan etkilediği için, sektör için önemli bir odak noktası haline gelmiştir.

Yalnızlık duygusunu azaltmak için, bireyleri bir araya getiren ve aidiyet duygusunu güçlendiren Grup Fitness Dersleri (yoga, pilates, bisiklet vb.), Wellness Kampları (Doğa yürüyüşleri, meditasyon, nefes kampları vb.) ve Hobi Kulüpleri (Yemek, seramik, sanat vb.) ortak bir amaca hizmet etme fırsatı sunar.

Ruh sağlığı ve meditasyon uygulamaları, kullanıcıları destek gruplarına yönlendiren veya “Sanal Topluluk” oluşturarak bağlantı kurmayı sağlayan dijital çözümler yaygınlaşmaktadır.

Şirketler, çalışanların iş yerinde yalnızlık ve tükenmişlik yaşamasını önlemek amacıyla sosyal etkinlikler, mentorluk programları ve ekip oluşturma faaliyetleri gibi sosyal bağlantıyı güçlendiren programları kurumsal wellness paketlerine dahil etmektedirler.

Son yıllarda wellness toplulukları dünya genelinde ortalama %22 büyümüş. Bu sadece sporun popülerleşmesi ile ilgili değil, çok daha derin bir dönüşüm. Koşu grupları, nefes çalışması daireleri, soğuk su ritüelleri, yoga kampları ve topluluk odaklı egzersizler…Bunların hepsi, modern dünyanın yeni “bir araya gelme” alanları. İnsanlar artık sadece sağlıklı olmak için değil, ait olmak için de “sağlıklılık”a yöneliyor.

Bilimsel çalışmalar da bu dönüşümü doğruluyor:
• Paylaşılan fiziksel aktivite, sosyal bağlantıyı %50’ye kadar artırıyor.
• Bir grup içinde hareket etmek, stres hormonlarını düşürüyor ve “iyilik hâli” kimyasallarını yükseltiyor.
• Toplu ritüeller, beynin “aidiyet merkezlerini” aktive ediyor ve güven hissini güçlendiriyor.

blankBağlantı Bir Lüks Değil, Bir İyileşme Alanı

Wellbeing alanında çalışırken şunu sıkça gözlemliyorum:

İnsanlar sadece bir yoga dersi, bir koşu yarışı, bir nefes seansı aramıyor. Görülmeyi, duyulmayı, tutunacak bir yere sahip olmayı arıyor. İyi olma halini artırırken, bağlantı kurmuş oluyorlar.
Yalnızlığın panzehiri daha çok gürültü değil; daha çok anlam.
Daha çok içerik değil; daha çok gerçeklik.
Daha fazla “online” olmak değil; daha fazla “orada olmak.”

Wellness’ın görünmeyen gücü

Wellness artık bir trend değil, bir ihtiyaç.
Çünkü insan, insanla iyileşiyor. Paylaşılan deneyimler bizi yeniden birbirimize bağlıyor. Belki de uzun zamandır aradığımız şey şuydu:
Gerçek bir temas, güvenli bir ortam, bir topluluğun içinde görünür olmak.

“İyi olma”nın en güçlü yolu belki de hep buydu:
Birlikte hareket etmek. Birlikte iyileşmek. Birlikte olmak.

Sevgiler,

Dilek Karaca Bali

Super Intelligence ve Wellbeing Paneli

blank
blank
Wellbeing ve Bütünsel Sağlık Derneği tarafından 10 Mayıs 2025 tarihinde üçüncüsü gerçekleştirilen “III. Wellbeing Konferansı”nda, konularında toplumda lider pozisyonda olan ve topluma ilham veren 23 değerli duayen panelist yer aldı. 350 kişinin katılım sağladığı konferansta yer alan Super Intelligence ve Wellbeing panelinde öne çıkan notları sizin için özetledik;

Super Intelligence ve Wellbeing Paneli’nde, Teknolojide Kadın Derneği Kurucu Yönetim Kurulu Başkanı & 360+ Media Interactive Technologies Kurucu Ajans Başkanı Zehra Öney moderatörlüğünde, Koç Holding Enformasyon Teknolojileri Koordinatörü, CIO Hayriye Karadeniz, Yükselen Çağ Wellbeing Akademi Kurucusu Ebru Şinik yer aldı.

blankPanel moderatörü olan Teknolojide Kadın Derneği Kurucu Yönetim Kurulu Başkanı & 360+ Media Interactive Technologies Kurucu Ajans Başkanı Zehra Öney özetle;

< Yapay Zeka dönemi ile kapitalist çağdan tekno-feodalist çağa girdik. Kapitalistlerin yerini artık Tekno-Dev’ler aldı. Eskiden üretim araçları ile yapılan işler artık dijital veri üzerinden üretiliyor. Amazon, Google, Meta gibi bulut patronları artık kar değil, kira üretiyorlar; Pazar değil, platform işletiyorlar. Kullanıcı verisi işleyip, veri kirası topluyorlar. Bulut Lord’ları dünyaya hakim oldu.

Kendimizi güvende hissetme duygusu çok daha hızla yükseliyor. Yapay Zeka’nın getirdiği belirsizlik ile güven duyma ihtiyacının yükselişi endişe yaratıyor. İnsanlar sosyal medya hesaplarındaki varlıklarını nasıl yönetmeleri gerektikleri ile ilgili kaygılılar.

Super Intelligence döneminin ana mesajlarından birisi de:

Tekilleş, içine dön, kendinle bütünleş, birleş, ruhunu, beynini, zihnini hisset ve yetenek ve yetkinliklerine göre yeni formunu oluştur.

Bildiğimiz her şeyi unutup, kendimizi yeniden keşfetme ve yapılandırma dönemindeyiz. >

dedi.

blankKoç Holding Enformasyon Teknolojileri Koordinatörü, CIO Teknolojide Kadın Derneği Kurucu Başkan Yardımcısı Hayriye Karadeniz özetle;

Panel moderatörü Zehra Öney’in sorduğu “Yapay Zeka ve Super Intelligence insana nasıl bir gelecek vaat ediyor?” sorusuna yönelik olarak;

< Ben insan ırkına özellikle verimlilik artışı ile bolluk getireceği yönünde bir düşünceye sahibim. Herkese özelleşmiş sağlık ve eğitim verilerinin oluşarak, tüm dünyada bu konularda daha demokratik bir yapıya kavuşabileceğimize inanıyorum.

Yapay Zeka’yı eğiten insanlar ve YZ’nın şu andaki teknoloji ile muhakeme yeteneği halen yok. 2045’de muhtemelen muhakeme yeteneğinin de oluşacağı konuşuluyor. Üretken Yapay Zeka hızla gelişiyor, dönüşüyor, öğreniyor. Şu anda bir lise öğrencisi kıvamında olduğu ve hızla iyi bir üniversite öğrencisi olarak doktora yaparak yükseleceği belirtiliyor.

İnsan beyninin henüz tüm katmanlarını bilmiyoruz. Yapay Zeka teknolojisi ile birlikte insanın max. potansiyeline erişeceği bir noktaya ve yepyeni keşiflere gideceğimizi öngörüyorum.

Kurumsal dünyada bu dönüşüm çerçevesinde en çok dikkat ettiğimiz konuların başında insanın odak olması gerekliliği geliyor.  Tüm çalışanlarımızı dönüşüme adapte etmek üzere Yapay Zeka okur-yazarı olmaları için eğitmeye yönelik çalışmalar sürdürüyoruz. Kapsayıcı yönetişim mekanizmaları ve metotlarıyla herkesin içinde yer aldığı düzgün bir yapı kurmayı amaçlıyoruz.

Teknoloji bir amaç değil, bir araçtır. Super Intelligence’ın sağladığı araçları bir kaldıraç olarak kullanmayı sağlamalıyız. Şirketlerde insan odağı olmadan bir plan yapılması sürdürülebilir değildir. Liderlerin, üst düzey yöneticilerin tüm insanların refah düzeyini yükseltecek şekilde kararlar alıp, yönetmesi gerekiyor.

Bu olumlu getirilerinin yanı sıra Yapay Zeka’ya insani etik değerler ve ahlaki nasıl değerlendireceğinin öğretilmesine yönelik endişe ve kaygılarında olduğunu belirtmeliyim.

Biz YZ’ya ne öğretiyoruz? İyi niyeti, vicdanı ve doğruyu mu? Yoksa kısa yoldan para kazanmayı ve aldatmayı mı? Her kültürde bazı konulardaki doğru ve yanlışlar farklılık gösterebiliyor. İnsanın sahip olduğu akıl, kalp ve ruhsal bağlantı ile empati, duygu ve tüm bunların bağlamı öğretilebilecek mi? Bunu zamanla göreceğiz. > dedi.

blankWellbeing Derneği Kurucu Yönetim Kurulu Başkanı ve Yükselen Çağ Wellbeing Akademi Kurucusu Ebru Şinik özetle;

Panel moderatörü Zehra Öney’in sorduğu “İnsan Makine midir? Robotlar bilince sahip olacak mı” sorusuna yönelik olarak verdiği cevapla şaşırttı;

< “İnsan Super Intelligence’dan beklediğimiz teknolojinin ta kendisidir, sadece insanlık henüz kendine karşı ilk ödevi olan kendini keşfetme yolundaki ana ödevini henüz bitirememiştir.”

İnsan Birlik Bilincine bağlı, kuantum alanın içinde yer alan, holografik ve dinamik olan müthiş bir soft-robotik varlıktır.  İnsan makine değildir, çünkü yarattığımız makinelerin içsel bir dünyası yoktur. Ona yüklenmemiş olan bir veriyi yoktan yaratamaz. Yapay Zeka’nın bugünkü teknolojilerle hala bilişsel beceriler göstermesi mümkün değildir; böyle bir algoritma henüz yazılamadı.

Bilinç; öncelikle kişinin kendini ve etrafındakileri farkında olma halidir. Bunun yanı sıra deneyimlerden çıkarım, duyular, hisler, duygular, düşünceler, empati, sempati, sevme, aşık olma, affetme ve özgür iradeye sahip bir varlıktır insan… Bilinç tüm bunları farkında olma halidir. Robotların ve/veya Yapay Zekanın bu saf insan özelliklerini şu anda teknoloji ile sahip olması mümkün gözükmüyor.

Ünlü italyan asıllı amerikalı quantum fizikçi Federico Faggin’in söylemlerine göre;

“Bugünün bilgisayarları, 1950’lerin sonlarında üretilen bilgisayarlardan yüz milyarlarca kat daha karmaşık ve güçlü olmalarına rağmen, onlardan bir BIT bile daha bilinçli değillerdir.”

<Yapay Zeka dünyası şimdi ve ileride SAF İNSAN kalabilme becerisini gösteren, yani kendi içsel teknolojisini keşfedip geliştirebilen, insan olmanın özelliklerini koruyup, ödevini yapan insanlar tarafından yönetilecektir. > dedi.

 Ebru Şinik;  özellikle belirsizliğin hızla yükseldiği bu yeni çağda stres seviyesinin yönetilerek, insan biyo-kimyasının düzgün ve sağlıklı çalışabilmesini sağlayan meditasyon ve burundan alınıp verilen kontrollü ve ritmik nefes egzersizlerinin öneminden bahsederek, panel sonunda tüm salona Kuzey Kaliforniya ‘da 33 yıldır Kalp ve Beyin korelasyonu konusunda bilimsel araştırmalar yapan, Heart Math Enstitüsü tarafından kurgulanan 3 dakikalık Kalp-Beyin Uyumu meditasyonu yaptırdı.

Sağlık Koçluğunda Yeni Bir Yaklaşım: Epigenom Odaklı Koçluk

blank
blank

Son yıllarda genetik biliminde yaşanan gelişmeler, sağlık ve yaşam kalitesini artırma konusunda devrim niteliğinde yenilikler getirmiştir. Genetik bilimindeki bu ilerlemeler, bireylerin kişisel sağlık hedeflerini genetik yapıları doğrultusunda şekillendirmelerine olanak tanımaktadır.  Bireylerin genetik yapılarını etkileyen çevresel ve yaşam tarzı faktörleri üzerine odaklanan epigenetik, bu bağlamda büyük bir potansiyele sahiptir. Epigenetik koçluk, bireylerin yaşam tarzı değişiklikleriyle gen ekspresyonunu olumlu yönde etkileyebilmelerine yardımcı olurken; epigenom odaklı koçluk ise epigenomun moleküler düzeydeki yapı ve işlevini inceleyerek bireylerin genetik potansiyellerini anlamalarına ve bu bilgiyi yaşam seçimlerine entegre etmelerine odaklanır. Bu iki yaklaşım, sağlık ve yaşam kalitesini artırmayı amaçlasa da yöntem ve odakları açısından farklılık gösterir. Bu makalede sizlere epigenom odaklı koçluğun, bireylerin sağlıklarını ve genel yaşam kalitelerini nasıl dönüştürebileceğine dair bilgiler vereceğim.

blankEpigenom Odaklı Koçluk: Tanım ve Kapsamı

Epigenom odaklı koçluk, bireylerin genetik yapılarına uygun sağlık stratejileri geliştirerek sağlığı optimize etmeyi hedefleyen bir danışmanlık türüdür. Bu yaklaşım, yalnızca genetik varyasyonlara dayanmaz; yaşam tarzı, beslenme, stres yönetimi ve çevresel maruziyet gibi epigenetik faktörlerin gen ekspresyonu üzerindeki etkilerini de göz önünde bulundurur. Epigenom odaklı koçluk, bireylerin genetik yatkınlıkları ile mevcut sağlık durumu arasında bir köprü kurarak, kişiye özel çözümler sunar. Örneğin, bir bireyin belirli genetik varyasyonları, bazı besin maddelerine olan hassasiyetini artırabilir ya da stres altında daha farklı biyolojik tepkiler vermesine neden olabilir. Epigenom odaklı koçluk, bu varyasyonları analiz ederek bireyin sağlığını destekleyen bir yol haritası çizer.

Genetik Analizlerin Önemi ve Kullanılan Teknikler

Epigenomik odaklı koçluk yaklaşımının merkezinde yer alan genetik analizler, bireylerin sağlık yolculuklarını kişiselleştirmek için büyük önem taşır. Bu analizler, bireylerin DNA yapılarındaki varyasyonları inceleyerek, hangi genlerin nasıl çalıştığını ve bu genlerin çevresel faktörlere nasıl tepki verdiğini anlamayı sağlar. Kullanılan teknikler arasında DNA metilasyonu, histon modifikasyonları ve non-coding RNA analizleri gibi yöntemler bulunmaktadır. Örneğin, DNA metilasyon analizleri, belirli genlerin kapalı ya da açık konumda olup olmadığını tespit ederek, bireyin beslenme düzeninin veya stres yönetimi stratejilerinin nasıl optimize edilebileceğini belirler. Ancak, bu tür analizler yüksek bilimsel bilgi ve titizlik gerektirir; çünkü yanlış yorumlanan bir genetik bilgi, danışanların sağlık yolculuklarını olumsuz etkileyebilir.

Genetik analizler, bireylerin belirli genetik varyasyonlarını ve bu varyasyonların sağlık üzerindeki etkilerini anlamaya olanak sağlar. Örneğin, MTHFR gibi genetik varyasyonların analizi, bireylerin metilasyon süreçlerinde yaşadıkları zorlukları anlamak ve buna uygun takviyeler veya diyet önerileri geliştirmek için önemli bir araçtır.

blankGenetik analizlerde kullanılan bazı önemli teknikler şunlardır:

  • Polimeraz Zincir Reaksiyonu (PCR): Belirli DNA bölgelerinin çoğaltılması ve analiz edilmesi için kullanılan bir yöntemdir. PCR, belirli genetik varyantların tespit edilmesinde temel bir araçtır. Örneğin, MTHFR gen varyasyonlarının veya COMT, DAO gibi genlerin analiz edilmesinde yaygın olarak kullanılır. Bu yöntem, koçluk sürecinde bireyin genetik yatkınlıklarının belirlenmesi için önemli bir basamaktır.
  • DNA Dizileme (Next-Generation Sequencing, NGS): Genetik bilginin tamamının veya belirli bir bölgesinin detaylı analizini sağlar. Bu teknoloji, kişinin tüm genomunun veya epigenetik modifikasyonlarının incelenmesine olanak tanır. NGS sayesinde bireylerin daha karmaşık genetik yapıları ve epigenetik işaretleri anlaşılabilir. Bu da kişiselleştirilmiş sağlık yaklaşımlarının daha derinlemesine ve hedefe yönelik olmasını sağlar.
  • Metilasyon Analizleri: Epigenom odaklı koçlukta, DNA üzerindeki metilasyon durumunu anlamak, gen ifadesinin nasıl düzenlendiğini gösterir. DNA metilasyon analizi, genlerin ne zaman ve nasıl ifade edileceğini etkileyen epigenetik değişikliklerin incelenmesinde kullanılır. Örneğin, stres yönetimi ve beslenme alışkanlıklarının gen metilasyonu üzerindeki etkileri, bu analizler sayesinde değerlendirilir ve koçluk sürecinde kişiye özel önerilerde bulunulur.

Bu analizler, genetik yapının derinlemesine anlaşılmasını sağlarken, bireyin yaşam tarzı ve çevresel faktörlerle gen ifadesi arasındaki ilişkilerin de değerlendirilmesine imkan tanır.

blankEpigenom odaklı koçluk, bu bilimsel verileri kullanarak bireylerin sağlık yolculuklarında daha bilinçli kararlar almalarına yardımcı olur. Ancak, genetik analizlerin karmaşıklığı ve doğru yorumlanması gerektiği gerçeği, bu tür koçluğun yüksek bir bilgi birikimi ve deneyim gerektirdiği anlamına gelir.

Epigenom Odaklı Koçluğun Sorumluluğu ve Etik Perspektifi

Epigenetik ve genetik bilgilere dayalı danışmanlık vermek, büyük bir sorumluluk ve etik çerçeve gerektirir. Danışanların genetik yapılarının bilinmesi, onların kişisel sağlık risklerini ve yatkınlıklarını ortaya koyar. Ancak bu bilgi danışanların ruhsal durumu üzerinde ciddi etkiler yaratabilir. Bu nedenle, epigenomik odaklı yaklaşımı benimseyen koçlar, danışanlara net ve güvenilir bilgiler sunarken empati ve etik kuralları gözetmelidir. Genetik verilerin yanlış veya yanıltıcı yorumlanması, bireylerde yanlış bir güven hissi veya gereksiz bir endişeye yol açabilir. Bu tür danışmanlık süreçlerinde, bireyin sağlığına bütüncül bir bakış açısıyla yaklaşmak, yalnızca genetik varyasyonlara değil, bireyin fiziksel, duygusal ve çevresel ihtiyaçlarına odaklanmak önemlidir.

blankEpigenomik odaklı koçluğun temel amacı, bireylerin uzun vadede sağlıklı bir yaşam sürmelerini sağlamaktır. Örneğin, bir danışan gluten intoleransı veya laktoz hassasiyeti gibi genetik yatkınlıklar taşıyorsa, beslenme düzeni bu hassasiyetler doğrultusunda düzenlenmelidir. Ancak bu düzenleme, yalnızca beslenme önerileriyle sınırlı kalmamalı; stres yönetimi, uyku kalitesi, düzenli hareket ve mental sağlık gibi pek çok faktörü de içermelidir.

Vizyoner Yaklaşımlar ve Sürekli Araştırmanın Önemi

Epigomik odaklı koçluğun etkin bir şekilde uygulanabilmesi için, bu alanda çalışan profesyonellerin güncel bilimsel araştırmaları yakından takip etmesi ve bilgilerini sürekli güncellemesi önemlidir. Epigenetik, hızla gelişen bir alan olduğu için, bu alandaki yeni keşifler ve teknikler danışanlara daha kişiselleştirilmiş ve etkili çözümler sunma imkanı yaratır. Örneğin, yeni bir çalışma belirli bir genetik varyasyonun stres hormonlarına olan duyarlılığı artırdığını ortaya koyuyorsa, bu bilgi danışanın stres yönetimi planına entegre edilmelidir. Bu nedenle epigenomik odaklı koçlar, yalnızca mevcut bilgilerle sınırlı kalmamalı, bilimsel yeniliklere açık, güncel çalışmaları analiz edebilen, moleküler biyoloji alanında eğitimleri olan ve bu yenilikleri danışmanlık süreçlerine dahil edebilen kişiler olmalıdır.

Süreç Sadece Genetik Bilgiden İbaret Değil

Epigenom odaklı koçluk, genetik bilgilere dayalı olarak sağlık stratejileri geliştirmekle birlikte, koçluk esaslarını da içeren bir yaklaşımdır. Bu koçluk modeli, danışanların genetik yapılarını anlamalarını sağlarken, onları yaşam tarzlarında pozitif değişiklikler yapmaya teşvik eder. Koçluk süreçlerinde, danışanların içsel motivasyonlarını keşfetmelerine ve sürdürülebilir alışkanlıklar oluşturmalarına yardımcı olmak, başarılı bir koçluğun anahtarıdır. Burada amaç, bireylerin sadece genetik yatkınlıklarını yönetmeleri değil, aynı zamanda genel sağlık ve yaşam kalitesini artırmalarıdır. Bu nedenle epigenom odaklı koçluk, bireylerin yaşamlarını dönüştürmelerine destek olan kapsamlı bir sağlık yaklaşımıdır.

Genetik ve epigenetik bilimlerdeki gelişmeler hızla ilerlemektedir. Bu nedenle, koçların bilimsel literatürü takip etmeleri ve kendilerini güncellemeleri önemlidir.

Koçların genetik ve epigenetik bilgileri etkin bir şekilde kullanabilmeleri için güçlü iletişim becerilerine sahip olmaları da önem taşır. Danışanların endişelerini anlamak ve doğru yönlendirmelerde bulunmak için duygusal zeka geliştirilmelidir.

Etik ve Sınırlar

Genetik bilgilerin gizliliği ve etik kullanımı, koçluk pratiğinde kritik öneme sahiptir. Koçların, genetik bilgilerin nasıl kullanılacağına dair etik ilkeleri anlamaları ve uygulamaları gereklidir. Danışanlarının genetik verilerini koruma yükümlülüğünü göz önünde bulundurmak önemlidir.

Koçluk, danışanların sağlık durumu hakkında teşhis koyma yetkisine sahip değildir. Bu nedenle, koçların sınırlarını bilmesi ve gerektiğinde bir sağlık uzmanına yönlendirme yapması önemlidir. Koçlar, epigenetik ve genetik bilgilere dayalı yaklaşımlarda profesyonel sorumluluklarını yerine getirmelidir.

blankUygulama Stratejileri

  • Kişiselleştirilmiş Programlar: Koçlar, bireylerin genetik ve epigenetik özelliklerini göz önünde bulundurarak kişiselleştirilmiş sağlık ve yaşam tarzı programları geliştirebilirler. Bu, danışanların bireysel ihtiyaçlarına uygun, etkili çözümler sunmalarına yardımcı olur.
  • İzleme ve Değerlendirme: Koçlar, danışanlarının ilerlemelerini izlemek için sistematik bir değerlendirme süreci geliştirmelidir. Genetik ve epigenetik değişkenleri gözlemleyerek, programların etkinliğini artırabilmeliler.

Epigenetik Koçluğun Pozitif Yönleri

  1. Kişiselleştirilmiş Sağlık Yaklaşımı: Epigenom odaklı koçluk, bireylerin genetik yapısına ve yaşam tarzına göre kişiselleştirilmiş sağlık önerileri sunar. Örneğin, MTHFR gibi genetik varyasyonlara sahip bireylerin metilasyon süreçlerini optimize etmelerine yardımcı olacak beslenme ve supplement önerileri yapılabilir. Bu, genel sağlık ve wellbeing hedeflerine ulaşmada daha etkili bir yol sunar.
  2. Uzun Vadeli Sağlık Yönetimi: Epigenetik süreçlerin uzun vadeli sonuçları olduğu için, bu koçluk türü bireylere sadece kısa süreli çözümler sunmakla kalmaz, aynı zamanda yaşam boyu süren bir sağlık yönetimi yaklaşımı da sağlar. Örneğin, çocukluk dönemindeki epigenetik izlerin yetişkinlikteki sağlık üzerindeki etkisi göz önüne alındığında, epigenom odaklı koçluk bireylerin yaşamlarının her aşamasında sağlıklarını optimize edebilir.
  3. Bilimsel Verilere Dayalı Yaklaşım: Epigenom odaklı koçluk, bilimsel araştırmalara ve genetik veriye dayandığı için kanıta dayalı bir yaklaşım sunar. Bu, koçluk süreçlerinin etkinliğinin ve geçerliliğinin artırılmasına yardımcı olabilir. Örneğin, belirli beslenme protokollerinin veya stres yönetim tekniklerinin gen ifadesi üzerindeki etkileri bilimsel olarak değerlendirilebilir.

blankSonuç

Epigenom odaklı koçluk, bireylerin sağlığını genetik ve çevresel faktörler ışığında kişiselleştirmeye yönelik yenilikçi bir yaklaşımdır. Bu alan, genetik bilginin yanı sıra yaşam tarzı değişiklikleriyle gen ekspresyonunu optimize etme potansiyeli taşımaktadır. Ancak bu potansiyel, doğru bilgiye, etik yaklaşımlara ve sürekli bir araştırma sürecine dayanmalıdır. Epigenom odaklı koçluk, sağlık profesyonelleri ve genetik uzmanları için bireylerin sağlık hedeflerine ulaşmalarında rehberlik ederken, bireylerin yalnızca fiziksel değil, duygusal ve zihinsel sağlıklarını da kapsayan bütüncül bir yaklaşım sunmalıdır. Bu yaklaşımın yaygınlaşması, bireylerin kendi sağlıklarını anlama ve yönetme becerilerini artırarak, toplum genelinde daha sağlıklı bir yaşam tarzının benimsenmesine katkıda bulunabilir.

Ancak bu alanda çalışanların genetik verileri yanlış yorumlaması, bireyler üzerinde gereksiz kaygıya yol açabilir. Genetik eğitimi ve uzmanlığı sınırlı olan sağlık koçlarının epigenetik yorumlarda bulunması, bireylere yanlış yönlendirmeler yapılmasına neden olabilir. Bu durum, bireylerin sağlık hedeflerine ulaşmalarını engelleyebilir.

Epigenetik mekanizmaların karmaşıklığı, bu alanda çalışacak koçların kapsamlı bir eğitim almasını gerektirir. Her bireyin genetik yapısı ve epigenetik yanıtları benzersiz olduğundan, genel geçer öneriler sunmak çoğu zaman yeterli olmayabilir. Bu nedenle, epigenom odaklı koçluk hizmeti veren kişilerin sürekli olarak bilimsel gelişmeleri takip etmeleri ve kendilerini güncellemeleri zorunludur.

Prof. Dr. Özge Çelik 

Moleküler Biyoloji ve Genetik  & Wellbeing Uzmanı

Afetlerin Gölgesinde İyileşmek: Wellbeing Odaklı Bir Yol Haritası

blank
blank

6 Şubat 2023’te yaşadığımız büyük depremler, sadece binalarımızı değil, ruhlarımızı da sarstı. O gün milyonlarca insanın hayatı bir anda değişti. Enkaz altından kurtarılan bedenler kadar, travmalarını görünmez şekilde taşıyan ruhlar da iyileşmeye ihtiyaç duyuyordu. Peki, afetler karşısında yalnızca fiziksel yeniden yapılanma yeterli mi? Yoksa daha derin, daha bütüncül bir iyileşme yaklaşımına mı ihtiyacımız var?

Görünmeyen Yaraların Daha Büyük Yükü: Afetlerin Psikolojik ve İyilik Hali Boyutu

Afetlerin ardından odak genellikle enkaz kaldırma, geçici barınma ve altyapı onarımı gibi maddi ihtiyaçlarda yoğunlaşıyor. Ancak güncel araştırmalar, bu yaklaşımın tek başına yeterli olmadığını gösteriyor. Örneğin, CASAT OnDemand’ın 2024 raporuna göre yalnızca 2023 yılında ABD’de 2,5 milyon kişi afet nedeniyle evini terk etmek zorunda kaldı. Bu rakamların önünde; kaygı, uykusuzluk, yoğun duygusal dalgalanmalar gibi görünmez yaralarını taşıyan milyonlarca hikâye var.

Bu görünmez yaralar doğal birer tepki olmakla birlikte, doğru yönetilmediğinde uzun vadeli ruhsal ve fizyolojik sorunlara dönüşebiliyor.

Afet Sonrası İyileşme Süreçlerinin Tıkandığı Noktalar

Deborah Blackman ve ekibinin yaptığı çalışma, afet sonrası iyileşmenin neden bazen “takılıp kaldığını” ortaya koyuyor. Kaynak dağılımında adaletsizlik, sadece kısa vadeye odaklanmak, karmaşık koordinasyon sorunları ve toplumsal katılımın sınırlılığı süreci zorlaştıran önemli etkenler. Bu engeller aşılamadığında, toplumun wellbeing düzeyi de eski haline dönmekte zorlanıyor.

blankİyileşmeye Açılan Kapı: Psikolojik İlk Yardımın Dönüştürücü Gücü

Johns Hopkins araştırmacılarının bulguları, afet sonrası Psikolojik İlk Yardım (PİY) yaklaşımının ne kadar kritik bir rol oynadığını ortaya koyuyor. Etkin dinleme, güvenli alan sağlama, ihtiyaçları değerlendirme, sosyal bağlantılar kurma ve pratik destek sunma gibi basit ama güçlü adımlar içeriyor. Üstelik bu yaklaşım yalnızca uzmanların değil, eğitim almış gönüllülerin de uygulayabileceği bir sistem. Deprem sonrası sahada gördüğümüz toplumsal dayanışma örnekleri, aslında PİY’ın doğal bir yansımasıydı.

Toplumsal Dayanışmanın İyileştirici Gücü ve Dirençliliği

Medical Xpress’te yayımlanan araştırmalar, güçlü toplumsal bağların afet sonrası iyileşmede benzersiz bir rol oynadığını vurguluyor. Kaynaklara erişim, çatışma çözme becerileri ve umut taşıyan sosyal ilişkiler, toplumsal dirençliliğin yapıtaşları. Türkiye’nin 6 Şubat depremlerinden sonra gösterdiği gönüllülük ve yardımlaşma ruhu da bu dayanışmanın iyileştirici örneği oldu.

Kademeli Destek Modelleri: Her İhtiyaca Uygun Bir İyileşme Yaklaşımı

Herkesin travmayı deneyimleme ve iyileşme süreci farklıdır. NCBI’nin önerdiği kademeli bakım modeli bu nedenle öne çıkıyor. Toplum temelli öz-bakım uygulamalarından uzmanlaşmış terapilere kadar farklı düzeylerde destek sunarak hem kaynakların verimli kullanılmasını hem de her bireyin ihtiyacına uygun bakım almasını sağlıyor.

Afetlerde Daha Kırılgan Olanlar: Kadınlar, Çocuklar ve Dezavantajlı Gruplar

Araştırmalar, kadınların afet sonrası depresyon ve kaygı riskinin erkeklere göre %60 daha yüksek olduğunu ortaya koyuyor. Çocuklar için oyun temelli terapi ve yaşına uygun iletişim yöntemleri umut verici sonuçlar sağlarken, yaşlılar, engelli bireyler ve dezavantajlı gruplar için de özel çözümler üretilmesi gerekiyor. Bu gruplara yönelik cinsiyet-duyarlı ve kapsayıcı yaklaşımlar afet sonrası iyileşmenin eşitlikçi bir zemin kazanmasını mümkün kılıyor.

Teknolojiyle Açılan Yeni Kapılar: Dijital Destek Sistemleri ve Yapay Zekâ

Dijital mental sağlık platformları, online terapi hizmetleri ve yapay zekâ destekli risk analizleri, afet sonrası wellbeing alanında yepyeni olanaklar yaratıyor. Erken uyarı sistemlerinden mobil uygulamalarla sağlanan psikolojik desteklere kadar pek çok teknoloji, afete hazırlık ve iyileşme süreçlerini daha etkili hale getirebilir.

blankKrizi Fırsata Çevirmek: Wellbeing Odaklı Toplumsal Bir Dönüşüm

Afetlerden sonra wellbeing odaklı bir iyileşme sadece bireysel yaraları sarmakla kalmıyor, aynı zamanda toplumsal dirençliliği de güçlendiriyor. Güncel literatür bu stratejileri beş temel prensip altında özetliyor: bütüncül yaklaşım, kademeli müdahale, toplum merkezli çözümler, sürdürülebilirlik ve eşitlik.

Afetler, büyük yıkımlar getirse de aynı zamanda daha dirençli, daha dayanışmacı ve daha insancıl toplumlar inşa etmek için birer fırsat olabilir. Wellbeing odaklı bir yol haritası izlediğimizde, afetleri yalnızca atlatmamız gereken felaketler olarak değil; aynı zamanda bizi birbirimize daha çok bağlayan ve geleceğe daha umutla bakmamızı sağlayan dönüm noktaları olarak görebiliriz.

Prof. Dr. Ayşe Handan DÖKMECİ

Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi & Sağlık Bilimleri Fafültesi & Acil Yardım ve Afet Yönetimi Bölüm Başkanı & Akademisyen & Araştırmacı & Yazar & Wellbeing Uzmanı

Kaynakça

CASAT OnDemand. (2024). Disaster impact and recovery statistics. Center for the Application of Substance Abuse Technologies. https://casatondemand.org

Queensland Government, Queensland Health Department. (2024). Wellbeing in disasters: A comprehensive guide. Queensland Government. https://www.health.qld.gov.au

Blackman, D., Prayag, G., Nakanishi, H., Chaffer, J., & Freyens, B. (2024). Wellbeing in disaster recovery: Understanding where systems get stuck. Journal of Emergency Management, 22(1), 15–28.

Johns Hopkins Bloomberg School of Public Health. (2022). Psychological first aid in disaster response: Evidence-based approaches. American Journal of Public Health, 112(4), 523–531.

Medical Xpress. (2024). Community resilience factors in post-disaster wellbeing. Medical Research Communications, 9(2), 134–141. https://medicalxpress.com

National Child Traumatic Stress Network. (2024). Psychological first aid for children and adolescents. NCTSN Publications. https://www.nctsn.org

National Center for Biotechnology Information. (2015). Stepped care approaches to disaster mental health services. NCBI Resources. https://www.ncbi.nlm.nih.gov

World Health Organization. (2024). Mental health and psychosocial support in emergency settings. WHO Press. https://www.who.int

 

 

Wellbeing Ülkesi Bhutan

blank
blank

Mutlu insanlar ülkesi, doğa en büyük güç, karbon negatif tek ülke, vegana yakın beslenme, gizemli, sade ve doğal bir yaşam ülkesi..

Bunlar gerçekten böyle miydi?

Kuvvetli inanç sistemi, kirlenmemiş doğa, ulaşım büyük oranda yürüyerek, atalardan gelen baharatlar, yaşamın her hareketinde renklerin cömert dansı ve uyumu…

Bhutan uzun zamandır görmek istediğim bir ülkeydi. Sahip oldukları tek havaalanının dünyanın en tehlikeli pistlerinden biri olduğunu son dakikada öğrensem de, gidene kadar heyecanım hiç azalmadı.

Aslında meraklarım içinde uzun zamandır korudukları değerlerin yanında, gerçekten uzun ve huzurlu yaşam için okuduğum sadeliğin var olup olmadığını görmek de vardı. Dolayısıyla arkadaşımdan gelen teklifi hemen kabul ettim ve bu yolculuğa çıktım. Arkasından eklenen Nepal turu mutluluk, enerji ve şükran anlayışımı daha da değiştirdi, güzelleştirdi, içime sindirdi.Bu yazıda Bhutan’dan bahsedeceğim, benim gözümden neden bu kadar etkilendiğimi ve her şeyin ne kadar “gerçek” olduğunu anlatmaya çalışacağım.

Ülkeyi farklı kılan öğrendiğim birkaç harika bilgiyi paylaşmak istiyorum;

  • Brüt ulusal mutluluk göstergesi, (GNH-Gross national happiness) anayasada geçen tek ülke
  • Yeşil alan ülkenin en az 60% kadarı olması bir zorunluluk (şu anda 70%) Ve dağlar kutsal (ne güzel)
  • Ulusal kimliğini ruhsal felsefeye dayandıran tek ülke, ayrıca modern
  • Karbon negatif tek ülke
  • Tarım ilacı kullanılmayan, 100% doğal tarım (Ne mutlu)
  • Turizmde “yüksek değer, düşük hacim uygulayan tek ülke
  • Budist yaşama saygı nedeniyle hayvan kesimi yasak

Beslenmeyi biraz daha detaylı anlatmak istiyorum, çünkü mutluluk düzeyi ve sağlık göstergelerinde etkili olduğu çok net.

Mutluluk ekonomiden daha değerli, çünkü “zenginlik” değil, “huzur” refahın ölçüsü olarak kabul edilmiş.

blank

Modernleşme devam ediyor, ama özü korumanın ve saygının modern toplumlara

öğreteceği çok şey var.


Çok yakın bir zamanda turizme açılan ülke bunu bilinçli bir şekilde kısıtlıyor, yıllık ziyaretçi sayısı belirli ve bireysel seyahat edemiyorsunuz, resmi turlara başvurmak gerekiyor. Amaç kitle turizmini önlemek ve tabii ki doğayı ve kültürü korumak. Sanırım bu yüzden gizemli kalmayı başarıyor. (Trafik ışıkları hala yok, televizyon 1999 yılına kadar yok, batı modernizmine bir tepki gibi dururken, öze sahip çıkmanın daha kuvvetli olduğunu hissediyorsunuz.)

Mimarisi etkileyici, tamamen özgün, kamuya ait binalar zorunlu olarak geleneksel mimaride inşa edilmiş, ama köyler bile aynı dokuda, saygı duymak içinizden doğal olarak geliyor.


Bir fonksiyonel tıp uygulayıcısı olarak beni en çok etkileyen şeylerden bir tanesi tabii ki yemekler ve bağırsak sağlığı oldu. Kendi adıma uzun süredir Pegan beslenen birisi olmama rağmen, yemekleri pişirme şeklinin, karışımların ve baharatların bağırsak sağlığı içine kadar önemli olduğunu sürekli gündeme getirmenin yanında, bir kere daha yaşayarak gördüm. Aslında bizim kültürümüzde de hiç yabancı olmadığımız dünya güzeli baharatlar, orada her yemekte kullanılıyor ve bu dokuz günde bile başta bağırsak sağlığımı, cildimi (cilt sağlığı bağırsak ve metabolizma sağlığının göstergelerinden birisi) ve enerjimi belirgin şekilde etkiledi.

 

Siyah ve kırmızı pirincin yanında, çok çeşitli renkli mercimek, mantar, her çeşit sebze en önemli besin kaynakları arasında. Çok fazla konuştuğumuz protein kaynakları baklagil yanında yumurta ve tofu, süt ürünleri az olmakla birlikte yoğurt ve peynir ağırlıklı. Ama hiçbir şekilde tarım ilacı kullanılmaması, hayvanları öldürmenin büyük bir günah kabul edilmesi  sebebiyle etin az yenmesi çok önemli bir fark getiriyor.

 

Glutensiz beslenenler için hiç zorluk çekilmiyor çünkü zaten yüksek lifli ve glutensiz tahıllar tercih ediliyor. Kırmızı pirinç, karabuğday, mısır, en sevdiklerim..
Acı biber Bhutan mutfağının kalbi. Acı biberi tablet olarak kullandığımız durumlar var, ama doğal olarak tüketmek hem de en doğalından bana büyük enerji verdi ve kilo kontrolünde gerçekten etkili olduğunu düşünüyorum.

Hiçbir şekilde tatlı yenmemesi dikkat çekici, meyveler kısıtlı ve dozunda. Suyun Himalayalarlardan gelmesi yiyeceklerin iksir etkisi göstermesini daha da arttırıyor.

 

Tabi bağırsak sağlığımızı çok olumlu etkileyen bir faktör de düzenli fiziksel aktivite. Ülkede ulaşım genellikle yürüyerek sağlandığı için gün boyunca hareket halinde oluyorsunuz. Elbette modern ofis hayatı, kahve sigara molaları, tatlı çay saatleri gibi şeyler olmadığı için düzenli öğünler ve her öğünde birbiriyle geçimli yiyecekler, ardından yürüyüş size gün boyunca dinçlik, gece de huzurlu bir uyku veriyor. Yürüyüş ve yavaşlamış yaşam, inançlar ve felsefi olarak düşük beklentili, az kaygılı yaşam şekli ile tüm anti enflamatuvar süreçler destekleniyor. (Fonksiyonel tıp bakış açısına değinmeden olmaz 😊)

blank
En içime işleyen deneyimlerden bir tanesi Tiger Nest manastırı oldu. Tamamen yaya olarak gidebileceğiniz ve toplam 8 saati bulan bir yürüyüşle, içinizde kocaman temiz bir boşluk açan bir gün geçirebilirsiniz. Egzersiz yapmayı ihmal etmemeye çalışan ama her zaman sosyal medyadaki gibi düzenli spor salonuna giden birisi değilim. Ama hem ofis, hem de evde günlük hareketlerime özen gösterdiğim için ve kilo kontrolüne dikkat ettiğim için yaklaşık 1300 merdivenle 4000 metreye tırmandığımız olağanüstü doğal ve ruhsal ve fiziksel yolculuk beni yormadı. Aktif yaşamla kuvvetlendirmeye çalıştığımız fiziksel ve duygusal kaslarımızı, böyle zamanlarda test etmek insanı güçlendiriyor.

 

Ülkede ortalama yaşam süresi 73 yıl civarında, Asya ortalamasına yakın ama sürekli artıyor. Yaşam şekli ve beslenme sayesinde obezite oranı çok düşük, kalp damar hastalıkları ve diyabet oranı çok daha az. Çevresel toksinlerin, hava kirliliğinin, tarım ilaçlarının neredeyse sıfır olduğu ülkede, strese yaklaşımın da çok yumuşak olmasıyla kanser oranı çok düşük.

İnanç sistemleri hala çok kuvvetli, Budist yaşam biçimi nedeniyle alkol ve sigara yok denecek kadar az, depresyon oranı da görece az.. Ama maalesef şehirleşme ile birlikte artacağını düşünüyorum.

 

Bhutan ekonomik büyüklüğü değil, halkın mutluluğunu ulusal hedef ölçüt olarak alan tek ülke.

Nasıl daha iyi oluruz diye düşündüğümüz zaman, yani wellbeing hayatımıza nasıl yerleşir dediğimizde, okuduğumuz öğrendiğimiz ne varsa burada çoğunun bir yaşam şekli olduğunu görmek beni mutlu etti ve yaşamın özünde gerekli olan ihtiyaçlarımızı bir kere daha hatırlattı.

%70’ten fazla yeşil alan olan ülkede, nefesiniz, göz sağlığınız, zihniniz, uykunuz, tüm sisteminiz sağlığına kavuşuyor.

Ruhsal gelenekler, uygulamalar, meditasyon, şefkat, farkındalık devlet politikalarına bile yansımış durumda. Sadece fiziksel sağlık için değil, yaşamdan azmi anlam ve mutluluk içinde bunların ne kadar önemli olduğunu hatırlatıyor.

Azla yetinme, doğa ile uyum, ve iç huzur temeline dayanan bu kültür beni gerçekten çok etkiledi. Tüketim kültürü, Materyalizm, sürekli rekabet yerine eşitlik, şefkat, denge ve anlam vurgulanıyor.

blank

İlk defa bir seyahat bana sağlık açısından bu kadar olumlu katkıda bulundu. Çünkü beslenme, uyku, aktif yaşam, meditasyon ve doğayla iç içe, sade doğal yaşam gibi önerdiğimiz her şeyin yaşandığı yerlerden birindeydim.

Sağlık ve esenlik, dayatılanlarla değil, sahip olduklarınıza kattığınız anlam ve şükürle geliyor.

Sade, içten, doğal, gönlünüze göre geziler, tecrübeler, dostlar, yollar diliyorum.

 

Dr. İrem Ergün | Fonksiyonel Tıp Doktoru– Wellbeing Derneği Yönetim Kurulu Üyesi

Wellbeing Bir Yaşam Tarzıdır

blank
blank

Bedenimize, zihnimize ve ruhumuza yatırım yapmak hayatımız boyunca hiç kimsenin elimizden alamayacağı bir yatırımdır. Fakat çoğumuz her şey yolundayken sağlığına yatırım yapmayı pek aklına getirmez ve wellbeing yaşam tarzını hep bir kriz anında hatırlar.

Kilo aldığında…

Zor bir olay yaşayıp dibe çöktüğünde…

Menopoza girdiğinde…

Ya da depresyonun kıyısına geldiğinde…

Wellbeing’i bir “ilk yardım kiti” olarak görür.

O an birdenbire “ artık hayatıma dikkat etmeliyim” der.

Hayatın içinde  Sıkışan Sağlık

Birçok çalışan arkadaşla konuşma fırsatım oluyor. Çoğunun hafta içi yoğun, stresli, yorgun geçtiğinden  kendilerine yönelik bir adım atma fikri  ekstra bir yükmüş gibi geliyor. Bu yüzden wellbeing’i sadece hafta sonlarına sıkıştırıyorlar. Beslenmelerine biraz daha dikkat ediyor,  doğada yürüyüşünü yapıyor, bir egzersiz programına katılıp sosyalleşiyorlar.

Çalışmayan arkadaşlar içinse durum  daha farklı gelişiyor.. Hafta içi daha düzenlidirler: erken yatarlar, egzersizlerini yaparlar, küçük ritüellerle günlerini güzelleştirirler. Ama hafta sonu geldiğinde düzen birden  bozulur; geç yatar, geç kalkar, geç yemek yer, bedenlerini o iki gün epey yorarlar.  Bedenlerini tamir etmek için hafta içi rutinlerine güvenirler.

Aslında bunların hepsi aynı noktaya çıkar:

Wellbeing’i yaşamlarına parça parça, fırsat buldukça , ihtiyaç duydukça katmaya çalışırlar.

blankOysa Gerçek Şu ki;

Wellbeing bir yaşam tarzıdır.

Sadece boş vakitlerde değil…

Sadece beden bize “artık alarm veriyorum” dediğinde değil…

Her gün, her an, hayatımızın merkezinde olmalıdır. Önceliğimiz sağlığımız ve her anlamda iyi hissetme halimiz olmalıdır..

Diğer taraftan bir iş yükü olarak görmeyip,  rutinleri severek yapmaya da gönüllü olmalıyız . Bunun için de, hayatımıza kattığımız  alışkanlıklar  aynı zamanda uygulanabilir  olmalı.

Sürdürülebilir olmayan alışkanlıklar tıpkı haftanın belli günlerine sıkışmış wellbeing halini yükseltenler gibi ilk başta etki gösterse de, devam edilmediğinde  yaşanan pişmanlık, kendini suçlama ve kızgınlık duygularına kapılıp başlanılan noktadan daha da geriye atabilir.

 O yüzden seçtiğiniz alışkanlıklar;

  • Kendi yaşam tarzınıza uygun
  • Bedeninizin ihtiyaçlarına cevap veren
  • Pratik ve uygulanabilir olsun.

 İşte o zaman bu iyilik halinizi yükseltecek olan yaşam tarzı hayatınızın bir parçası olur  ve ekstra bir yük veya iş gibi görülmez.

Bir dönemlik değil, ömür boyu bize eşlik eden bir ilişki kurulur.

blankWellbeing farkındalığı ile güne  yavaş başladığımızda hayatın hızlı temposuna daha kolay uyum sağlar kararlarımızı daha dikkatli alır, günü daha iyi planlar, sorumluluklarımızı yerine getirirdikten sonra kendimize özel bir alan da açabiliriz.

Gün içinde ise yaşadığımız  veya yaşayacağımız olası stres durumlarına nasıl tepki vereceğimizi Wellbeing ritüelleri  ile netleştirdiğimizde stresten kaçmak, stresi görmezden gelmek , ötelemek yok saymak yerine onu yönetmeyi baş etmeyi ve yapacağı tahribatı minimalize etmeyi yönetebiliriz.

Stresi yönettiğimizde ani yeme ataklarını  duygusal açlık krizlerini önceden fark eder adını koyar ve önlemini alırız.

Sürekli konuşan beynimizi dinginleştirir, kendimizi dinlemeyi öğreniriz.

Çok yoğun olmanın sürekli koşturmanın her işe koşmanın değil,  yavaşlamanın,  işleri sıraya koymanın , dengede ve düzende olmanın daha makbul olduğunu bizi başarıya götürdüğünü biliriz.

Bizi uyutmamaya programlanmış gecelere Wellbeing ile yaklaşarak hücrelerimize yeniler, gençleşir, iyileşir, arınırız.

 Emek ve Ödülün Dansı

 Wellbeing tıpkı dağa tırmanmak gibidir: yol aşama aşamadır, bazen nefesin yetmeyeceğini düşünürsün, belki pes etmene ramak kalır. Ama zirveye vardığında gördüğün manzara nefesini keser.

blank

Wellbeing’in ödülü, her zaman arkasında gizlidir.

  • Günlerce uğraştığın bir  resmi sonunda bitirip duvara astığındaki gurur gibidir.
  • Aylarca sabırla ektiğin sebzelerin, sonunda topraktan çıkıp büyümesini görmek gibidir.
  • Saatlerce prova yaptıktan sonra sahnede ışıkların altında alkışı almak gibidir.
  • Antrenmanlarda ter döktükten sonra ilk maratonunu bitirmenin mutluluğu gibidir.

Her biri bize şunu hatırlatır: Emek sabırla birleştiğinde, ödül mutlaka gelir.

 

Wellbeingin Gerçek Anlamı

Sağlıklı beslenmek, kaliteli uyumak, zihni dinlendirmek, bedeni hareket ettirmek… Bedenimizin doğru ve fonksiyonel çalışması için bunların hepsi hayatın  tam içine entegre olmalı.

Çünkü wellbeing bir “ sağlık kampanyası ”, bir “ hızlandırılmış bir haftalık  sertifika programı” değil; yaşamın her anına yayılan bir süreçtir.

Kendine ayırdığın her dakika, geleceğine yapılan en büyük yatırımdır.

Sen de bugün küçük de olsa bir adım at ve kendine yaptığın yatırımın karşılığını almaya izin ver.

Pelin Bozkurt Bilgiç | Wellbeing Uzmanı

Finansal Wellbeing Paneli’nde Duayenler Konuştu

blank
finansal_wellbeing_paneli

blank“Wellbeing ve Bütünsel Sağlık Derneği” tarafından organize edilen ülkemizdeki ilk ve halen tek “Wellbeing Konferansı”nın üçüncüsü 10 Mayıs 2025 Cumartesi günü İstanbul Bahçeşehir Üniversitesi mekan sponsorluğunda Beşiktaş Güney kampüsünde düzenlendi.

350 kişinin katılım sağladığı konferansda gün boyunca süren 6 panelde iş, tıp, finans ve akademi dünyasından toplam 23 duayen isim panelist olarak bulundu.

Konferansın açılışı Finansal Wellbeing paneli ile gerçekleşti.

Finansal Wellbeing Paneli’nde; Finansçı ve Yatırımcı Emre K. Mimaroğlu moderatörlüğünde, Mint Finansman Yönetim Kurulu Başkanı İlhami Koç, Doğuş Otomotiv Yönetim Kurulu Üyesi & Foder Danışma Kurulu Başkanı & Monay App Kurucusu Özlem Denizmen, Foder Yönetim Kurulu Üyesi, Osmanlı Yatırım Yönetim Kurulu Danışmanı Murat Sağman yer aldı.

Panelde ele alınan konuları sizler için özetledik.

Ayrıca tüm paneli bu linkten izleyebilirsiniz

blank

  Emre K. Mimaroğlu:Finansal Wellbeing, finansal okuryazarlık değildir.

  • Finansal Wellbeing panel moderatörü finansçı ve yatırımcı Emre Mimaroğlu, özellikle finansal okuryazarlık ile finansal wellbeing’in aynı şey olmadığını vurgulayarak, finansal wellbeing halini “para ile olan ilişkinin dingin bir şekilde yönetilmesi” olarak tanımladı. Ayrıca finansal varlık sahibi olmanın da finansal wellbeing halini artırmak için yeterli olmadığını tarihten Floransa’daki Medici ailesini örnek göstererek açıkladı. Daniel Kahneman’ın “İnsanların kaybetme kaygısı kazanma arzusunun iki katıdır” sözüyle yatırım kararlarının genelde rasyonel olmadığına vurgu yaptı.
  • İlhami Koç: “Getiri ilüzyonu insanları yatırım tuzaklarına götürüyor”

Mint Finansman Yönetim Kurulu Başkanı İlhami Koç, yatırımın tanımını “Harcamaların dışında kalan birikimlerin finansal araçlarda getiri amaçlı değerlendirilmesi” şeklinde yaparak konuşmasına başladı. Türkmence “maya koymak” sözüyle de anlatılan yatırımın esasında uzun vadeli olması gerektiğini, ancak günlük hayatta çok kısa vadeli olarak değerlendirildiğine değindi. Koç, “Paramı nereye yatırayım?” sorusu ile her yerde karşılaştıklarını ve bu soruyla aslında insanların “Kısa vadede paramı hangi yatırım aracıyla iki katına çıkarırım?” demek istediklerini vurguladı. Yüksek getiri söylemlerinin yani getiri illüzyonunun insanları yatırım tuzaklarına götürdüğünü söyledi. Yatırım tuzaklarının en önemli örneğinin Ponzi oyunları olduğunu belirterek insan beyninin kestirme çözümleri sevdiğini ve riski görmezden gelerek, muhtemel getiriye odaklandığına, bu sebeple Ponzi oyunlarının oldukça popüler olduğuna değindi. Ayrıca, kısa vadecilik alışkanlığının dolandırıcılara fırsat doğurduğundan bahsetti.

blank

  • Özlem Denizmen: “Finansal wellbeing düzeyi ölçülebilir ve izlenebilir.”

Doğuş Otomotiv Yönetim Kurulu üyesi, FODER Danışma Kurulu Başkanı, Monay App Kurucusu Özlem Denizmen, 17 yaşından itibaren kendi finansal wellbeing halinden sorumlu olduğunu belirterek, finansal alandaki iş deneyimleri sonucunda edindiği tecrübeyi girişimcisi olduğu Monay App uygulamasına aktardığını belirtti. Bu uygulama ile finansal wellbeing düzeyinin ölçülebilirliğine katkı sağlayan Denizmen, para kazanmanın yapılabilir bir eylem olduğunu buna nazaran finansal wellbeing düzeyini yükseltmenin daha önemli olduğunu belirtti. Denizmen, parasını yönetebilen, acil durum fonu oluşturan, birikim yapan, hazcı tüketim alışkanlıkları olmayan bir kişi ile bunların tam tersi davranışları olan bir kişinin finansal wellbeing düzeylerinin doğal olarak farklı olacağını vurguladı. Bu farkın finansal wellbeing halinin ölçülebilir ve izlenebilir olduğunu belirtti. Kişilerin finansal davranış eğilimlerinin ve davranışsal yaklaşımının finansal wellbeing düzeyinin ölçümünde önem taşıdığından bahsetti. Yatırımın kişinin stres düzeyini artırmayacak şekilde yapılmasının finansal wellbeing düzeyini yükselteceğini ve özellikle gençlere yatırımı deneyimlemelerini ama özellikle çeşitlendirmeleri gerektiğini tavsiye etti.  Ayrıca, finansal wellbeing için bilgi ve beceriye sahip olup eyleme geçmek gerektiğini, ancak davranışsal olarak bazı blokajlarımız olduğunu, bu sebeple de yatırımın rasyonel bir eylem olmadığını belirtti. Bireylerin yatırım davranışlarında çocukluklarında para ile ilgili hatıralarının dahi etkisinin olduğunu ve çocukların finansal wellbeing’deki öğretmenlerinin ebeveynleri olduğunu vurguladı.

blank

  • Murat Sağman: “Finansal wellbeing parayı kazanmaktan ziyade yönetmekle ilgilidir.”

Foder Yönetim Kurulu üyesi, Osmanlı Yatırım Yönetim Kurulu Danışmanı Murat Sağman, yatırımcılar ile finans profesyonellerinin kısa ve uzun vade bakış açılarının oldukça farklı olduğunu örneklendirerek konuşmasına başladı. Finansal Wellbeing’in parayı kazanmaktan ziyade parayı yönetmek ile ilgili olduğunu ifade etti.  Her bireyin yatırım kararının farklı olması gerektiğini, kişinin finansal ve davranışsal durumuna göre yatırım kararı verilmesi gerektiğini, dolayısıyla herkesten yatırım tavsiyesi istemenin doğru olmadığını belirtti. Gece kişide kaygı yaratan yatırımın doğru bir yatırım olmadığını belirten Sağman, yatırım araçlarının uzun süre 3 ayaklı şekilde faiz, döviz ve borsa üçgeninde kaldığını, şu anda geniş bir yelpazede finansal yatırım aracı olduğunu ve bunun da finansal huzur açısından önemli bir unsur olduğunu vurguladı. Ancak kısa vadeli yatırım ve yüksek getiri hevesinin finansal huzura darbe vurduğuna değinen Sağman, bireysel yatırım planlamasının bu noktada önemini belirtti. Ayrıca bazı kişilerin herkese çok rahat inandığını ve dolandırılma potansiyellerinin yüksek olduğunu; bazı kişilerin de dolandırılmaktan korktuğu için hiçbir yatırım yapmadığını söyledi.

Profesyonel Koçluk Sürecinde Wellbeing’in Yeri

blank
blank

Koçluk ve Wellbeing : Bireyden Kuruma Uzanan Bir Dönüşüm Yolculuğu

blankGünümüz dünyasında zaman, teknolojik gelişmelere paralel şekilde kontrol edilemez bir hızla akıyor. Her şey değişiyor: teknoloji, işler, ilişkiler…

Ve tüm bu hızın içinde bir de biz varız; değişen, dönüşen, bir şeyleri başarmaya çalışan ama bazen sadece durup nefes almaya ihtiyaç duyan biz.

Artık değişim bir istisna değil, hayatın ta kendisi. Bu yeni düzende sadece verimli olmak yetmiyor; dengeli, sağlıklı ve anlamlı bir yaşam sürdürmek de en az verimlilik kadar önemli hale geliyor. İşte bu noktada koçluk ve wellbeing; bireysel ve kurumsal gelişimi, sürdürülebilir başarıyı destekleyen iki güçlü yaklaşım olarak öne çıkıyor.

blank“Potansiyeli Açığa Çıkarma Sanatı” Koçluk,

Koçluk, kişilerin ve kurumların, potansiyellerini ortaya çıkaran ve niyetlerini eyleme dönüştüren bir öğrenme sürecidir. Bu süreç kişi ve kurumların,  potansiyellerinin farkına varmasına,  netleştirdiği hedeflerini gerçekleştirmek için performanslarını maksimum düzeye çıkarmasına destek olmaktadır.

Kişiye özgü koçluk süreciyle, kişinin güçlü ve geliştirilebilir yönlerini tespit etmesine, net ve ulaşılabilir hedeflerine giden eylem adımları belirlemesine destek vermektedir. Kişinin çözümünün kendinde olduğuna inanarak potansiyeline odaklanır. Bireyin zihinsel, bedensel ve duygusal dünyasına ayna tutar. Bu süreçte birey, değerlerine ve yaşam amacına odaklanarak hedeflerini netleştirir, kaynaklarını keşfeder ve içsel motivasyonunu harekete geçirir.

Koçluk, sadece “neyi nasıl yapacağımızla” değil, “kim olduğumuza” dair de netlik kazandıran bir yol arkadaşlığıdır.

 

blank“Esenlik, İyi Olma Hâli” Wellbeing,

İyi olma hâli bir seçimdir. Ancak bu, yalnızca “iyi hissediyorum” demek değildir.

Gerçek anlamda iyi olmak; bedenin, zihnin ve ruhun dengede olmasıdır. Modern yaşamın karmaşasında bu denge artık bir lüks değil, temel bir ihtiyaç.

Wellbeing, yalnızca bedensel sağlığı değil; zihinsel, duygusal, sosyal, ruhsal ve finansal dengeyi de kapsayan bütünsel bir iyilik halidir. Bu dengeyi sağlamak için, bireyin yaşamına odaklanmış stratejiler geliştirerek, günlük yaşam kalitesini artıracak pratikler ve sağlıklı rutinler kazandırmak hedeflenir. Böylece birey, daha odaklı, üretken, yaratıcı ve sağlıklı bir yaşam biçimine adım atar.

Günümüzde kurumlar için de çalışanların nasıl hissettiği, neye ihtiyaç duyduğu ve iş yerinde ne kadar anlam bulduğu önem kazanmış durumda. Bu noktada wellbeing uzmanı, birey ve kurumlara daha dengeli, mutlu, üretken sürdürülebilir performans ve bütünsel iyilik hali için ritmini bulması yönünde rehberlik eder.

blankPerformans ve Dengenin Güçlü Ortaklığı; Koçluk ve Wellbeing

Günümüz dünyasında başarı sadece dışsal göstergelerle ölçülmüyor; içsel dengenin ve öz farkındalığın bir sonucu olarak da değerlendiriliyor. Asıl değerli olan; başarıya giderken kendinle ne kadar uyumlusun, ne kadar anlamlı, dengeli ve sürdürülebilir bir yolculuk içindesin?

Koçluk ve wellbeing birlikteliği  “Yarattığım başarı, hayatımda nasıl bir esenlik haliyle dengeleniyor?” sorusuna da cevap veriyor.

Zaman değişiyor, bizler de bu değişimle birlikte evriliyoruz. Zamana yetişemediğimiz, dikkatimizin sürekli dağıldığı ve bölündüğü bir dünyada yaşıyoruz. Rollerimiz, sorumluluklarımız, hayata yüklediğimiz anlam değişiyor. Artık anda kalabilmek, odaklanabilmek ve dikkatini yönetebilmek bir performans becerisine dönüşmüş durumda.

Koç, bireyin bu dönüşüm sürecinde içsel pusulasını kalibre etmesine; hedeflerini, değerlerini ve yönünü netleştirmesine, wellbeing uzmanı ise; stres yönetimi, odaklanma, yaşam kalitesi, esneklik ve dayanıklılık gibi temel alanlarda kişiye ve kuruma özel çözümler sunarak sürecin sürdürülebilirliğine rehberlik eder.

blankKoçluk ve wellbeing birlikte; sadece bireyin değil, kurumun da potansiyelini ortaya çıkarır. İyi olma halini kurum kültürüne dönüştürür. Etkili iletişim, empati, problem çözme, iş birliği, stratejik düşünme ve adaptasyon becerilerini geliştirir. Bireylerin kendi potansiyellerini keşfetmesi, kurumun da çalışanlarını derinlemesine anlaması ve performansı sürdürülebilir kılması için sağlam bir zemin sunar.

Kendini tanıyan, bedensel, duygusal ve zihinsel olarak dengede kalan, dikkatini ve stresini yönetebilen birey; sadece kendi yaşamını değil, takımını ve kurumunu da dönüştürebilir. Koçluk ve wellbeing bu nedenle yeni nesil liderliğin ve kurumsal gelişimin temel yapı taşlarındandır.

Başarı yolculuğunda koçlukla yönünü, wellbeing ile ritmini bulabilirsin.

Ayşegül SAĞ

Performans ve Takım Koçu, Wellbeing Uzmanı,  Eğitmen

FCPC – ACC

Wellbeing Halini Yükseltmek için İş-Yaşam Dengemizi Kuralım

blank
blank

blankGünümüzde gelişen dijital yeniliklerle birlikte, yaşamımızın tüm alanlarında hızlı değişim ve etkiler yaşamaya başladık. Esnek çalışma saatleri veya uzaktan çalışma biçimi gibi değişimler hayatımıza girdi. Böylece iş yaşamı deneyimlerimiz de yeniden şekillenmeye başladı. Bu değişimlerle birlikte iş ve kişisel yaşamımızda esenliğimiz için, iş-yaşam dengemizi korumanın önemi gündem konularımız arasında yerini aldı.

Kurumsal refahın sağlanmasında önemli olan iş-yaşam dengesi, çalışma hayatımızda sıklıkla karşımıza çıkar. Günümüzün değişen koşullarıyla birlikte hayatımızın tüm alanlarında dengeyi yakalamamız gerekir. Bu gereklilik mutluluğumuzla birlikte, sağlık ve refahımız için de önemlidir. Kişisel yaşamımız ile iş yaşamımız arasında denge bozulduğunda ise, bu durumdan esenliğimiz de etkilenir.

Günümüzün hızlı ve tempolu çalışma koşullarında iş-yaşam dengemizi korumamız, tüm yaşam alanlarımızdaki performansımız ve üretkenliğimizi açısından da önemlidir. Yaşamımızda önceliklerimizle birlikte, kişisel beklenti ve isteklerimiz yine iş-yaşam dengemizi korumamızda diğer etkenlerdir.

blankİş-Yaşam Dengesi Nasıl Tanımlanır?

İş-yaşam dengesi kavramına göz atmadan önce, dengeli bir hayatın nasıl olması gerektiğiyle ilgili kavramsal bir yolculuğa çıkalım isterseniz.

Kirchmeyer (1993) dengeli bir hayatı; “Yaşamın her alanında tatmin edici deneyimler yaşamayı sağlayan enerji, zaman, adanmışlığın hayatın tüm alanlarına eşit derecede yayılması” şeklinde tanımlamış. Kofodimos dengeli hayatı; “Sevgi, oyun ve iş konularını içeren tatmin edici, sağlıklı ve verimli bir hayat” olarak tanımlamış. Marks ve MacDermid (1996) ise; “Yaşadığı anın tadını çıkarabilen ve hayatındaki hiçbir rolün bir diğerine üstün olmadığı bir hayatı” dengeli bir hayat olarak tanımlamışlar.  

İş-yaşam dengemiz aslında hayatımızdaki dengeyi nasıl koruyacağımızla ilgili bize yol gösteren bir durumdur.

Bununla birlikte işimiz ve yaşamımızdaki diğer meşguliyetlerimize ayırdığımız zamanın dengesinin, nasıl olması gerektiğiyle ilgili de bize bakış açısı sunar.

Günümüzde popüler bir kavram olan iş-yaşam dengesi denildiğinde ne anlamlıyız peki.

Literatürde bu kavramla ilgili kabul gören tanımlardan birine göre iş-yaşam dengesi; “İş ve iş dışı faaliyetlerin uyumlu olduğu ve bir bireyin mevcut yaşam önceliklerine uygun olarak büyümeyi teşvik ettiği yönündeki bireysel algısı” şeklindedir.

blankYapılan çalışmalar da şunu bize göstermektedir ki; iş-yaşam dengesinin korunması, iş yaşamıyla birlikte aile yaşamında da tatmin duygusunu destekler. Bununla birlikte iş yaşamlarında, kişilerin performansını ve kurumsal bağlılığını da olumlu yönde etkiler.

İş-yaşam dengemizi kaybettiğimizde, çalışma hayatımızda yaşadığımız olumsuz deneyimlerimiz artabilir. Yaşamsal rollerimizin gerektirdiği sorumluluklarımızı yerine getirme konusunda aksaklıklar ve ilişkilerde çatışmalar yaşanabilir. Ayrıca genel yaşam memnuniyetimiz, doyum hissimiz ve esenliğimiz de bu olası durumlardan etkilenebilir.   

İş-yaşam dengemizi genellikle kişisel veya örgütsel nedenlerin etkilediği görülür.

Yaşımız, cinsiyetimiz, eğitimimiz, medeni durumumuz, ailevi rollerimiz, sosyo-kültürel yapımız ve kariyer hayatımız iş-yaşam dengemizi etkileyen kişisel faktörlerdir.

İş yaşamı sorumlulukları, iş yeri rolleri, rol çatışmaları, iş güvenliği sorunları, yönetim biçimi, aşırı iş yükü, iş yeri koşulları ve kariyer engelleri ise dengeyi bozan örgütsel faktörlerdir.

İş-yaşam dengemizi kararlılıkla koruyabilmemiz için yaşam önceliklerimizi belirlememiz gerekir. Beraberinde istek ve beklentilerimizin farkında olmamız önemlidir. Bu farkındalıkla dengenin bozulmaması için, öncelikle sorumluluk üstlenmek gerekir.

İş-Yaşam Dengemizi Korumamız Neden Önemlidir?

İş ve kişisel yaşamımızda üstlendiğimiz tüm rollerimizle birlikte, beklentilerimizi yerine getirebilme becerimiz iş-yaşam dengemizi olumlu yönde etkiler. Önceliklerimizin farkında olmamız, yaşam alanlarımızda sınırlarımızı belirlememiz, kişisel beklentilerimizle üstlendiğimiz sorumlulukların örtüşmesi iş-yaşam dengemizin korunmasını destekleyen unsurlardır.

Yapılan bilimsel çalışmalara baktığımızda; iş-yaşam dengesinin aile ilişkileri ve sorumlulukları üzerine etkisiyle birlikte, iş memnuiyeti ve sağlığa etkileri ilgili çalışmalar göze çarpar. Gragnano ve arkadaşları tarafından (2020) yürütülen bir çalışmada; aile ve sağlık faktörlerinin iş yaşam dengesiyle arasındaki ilişkinin önemi incelenmiş. Çalışmanın sonucunda sağlık faktörünün iş yaşam dengesi üzerinde, aile faktöründen daha önemli olduğu raporlanmış.

blankSağlık ve esenliğimizi koruyarak, daha doyumlu ve mutlu bir yaşam sürdürmek istiyorsak; iş-yaşam dengemizi kaybetmememiz önemlidir. İş ve kişisel yaşamımızda dengeyi korumamızın, en önemli nedenleri ise şu şekilde sıralanabilir:

  • Çalışma hayatında mutluluğumuzu ve motivasyonumuzu destekler.
  • İş tatminimizi ve memnuniyetimizi yükseltir.
  • Duygusal dayanıklılığımızı ve zihinsel dinginliğimizi destekler.
  • Yaratıcılığımızı, performansımızı ve üretkenliğimizi arttırır.
  • Yaşam kalitemizi iyileştirir.
  • İlişkilerimizdeki bağlarımızı güçlendirir.
  • Aile içinde ve iş yaşamında rol çatışmalarını önler.
  • Tükenmişlik sorununu azaltır.
  • İş gücü kaybını ve işten ayrılmaları önler.
  • Kişisel ve profesyonel başarıyı destekler.
  • Pozitif çalışma kültürü yaratır.
  • Stresle başa çıkma becerimizi geliştirir.
  • Doğru kararlar almamızı kolaylaştırır.  
  • İş ve ekip ilişkilerimizi güçlendirir.
  • Kişisel gelişimimize ve hobilerimize zaman yaratmayı kolaylaştırır.
  • Sosyal sorumluluk projelerine veya gönüllü çalışmalara vakit ayırmamızı sağlar.

İş-Yaşam Dengemizin Bozulduğunu Nasıl Anlarız?

Kişisel yaşamımızla iş yaşamımız arasında dengeyi kaybettiğimizde, bu durumun olumsuz etkilerini yaşamımızın genelinde hissetmemiz mümkündür. İş-yaşam dengemizin bozulması sağlığımız başta olmak üzere, yaşam kalitemizi ve performansımızı da etkileyebilir.

Esenlik düzeyimizi de etkileyecek olan, iş-yaşam dengesizliğini hayatımızdaki bazı yansımalarıyla fark edebiliriz. İş-yaşam dengemizin bozulduğunu bize düşündürebilecek bazı işaretler şunlar olabilir:

  • Uyku düzenimiz bozulabilir.
  • Stres ve kaygı sorunları yaşanabilir.
  • Fiziksel ve zihinsel tükenmişlik yaşanabilir.
  • Sürekli yorgunluk hissedilebilir.
  • Aile ilişkilerinde çatışmalar yaşanabilir.
  • Bedenimizin farklı bölgelerinde ağrı hissetme gibi fiziksel sağlık sorunları yaşanabilir.
  • İş ve kişisel yaşamda odaklanma sorunları ve performans düşüklüğü yaşanabilir.
  • İş ve özel yaşamda ilgi kaybıyla birlikte motivasyon düşüklüğü yaşanabilir.
  • İş hayatımızda çalışma saatlerimiz uzayabilir.
  • Kişisel ilgi alanlarına ayrılan zaman kısalabilir.
  • İlişkilerin genelinde bozulmalar olabilir.
  • İş ve özel hayat arasında sınırlar kaybolabilir.
  • Yaşam memnuniyeti ve iş tatmini azalabilir.

Gündelik yaşamımızda denge halinin bozulduğunu fark ettiğimiz bu gibi işaretleri dikkate almamız önemlidir. Gerektiğinde konuyla ilgili uzman desteği almak, sorunların üstesinden daha rahat gelmemizi kolaylaştırır.

blank blank blank

İş-Yaşam Dengemizi Korumak İçin Hangi Adımları Atabiliriz?

İş-yaşam dengemizi korumak amacıyla şu adımları atarak, esenliğimizi de destekleyebiliriz: 

  • İş ve kişisel yaşamımızı planlarken zamanı verimli kullanarak, işlerimizi önem sırasına göre önceliklendirelim.
  • İş ve kişisel yaşamımızda hedeflerimizi netleştirelim.
  • İş yaşamımızla ilgili sorunları özel hayatımıza taşımayalım
  • İşimizle ilgili telefon görüşmelerimizi veya e-postalarımızı, iş saatleri dışında kontrol etmekten kaçınalım.
  • Gerektiğinde esnek çalışma saatleri veya uzaktan çalışma biçimi gibi fırsatlarımızı değerlendirelim.
  • Gereksinim olmadıkça iş dışı mesai yapmayı veya fazla iş yükü üstlenmeyi tercih etmeyelim.
  • Gerektiğinde iş yükümüzü hafifletmek için işlerimizi delege edelim.
  • Çalışma saatlerimizle ilgili sınırlarımızı belirleyip, iş dışı saatlerimizi kişisel zaman olarak kendimize ayıralım.
  • Fiziksel ve zihinsel sağlığımız için uyku düzenimize özen gösterelim.
  • Düzenli egzersiz, nefes teknikleri ya da meditasyon gibi uygulamalarla stresimizi etkili yönetelim.
  • İş dışı zamanlarımızda hobi ve ilgi alanlarımızla daha fazla ilgilenelim.
  • İlişkilerimizi ve sosyal destek kaynaklarımızı güçlendirelim.
  • Ev ile ilgili sorumluluklarımız için gerektiğinden diğer aile bireylerden destek alalım.
  • İş dışında zamanımızı verimli kullanmak için dikkat dağıtıcı unsurlardan uzak duralım.
  • İşlerinizi düzenlemek ve üretkenliğimizi arttırmak için destekleyici araçlardan faydalanalım.
  • Uzun çalışma saatleri sonrası mutlaka kısa molalar vererek, enerjimizi yükseltelim.
  • İmkanlarımız ölçüsünde tatil planları yaparak, dinlenmeye zaman ayıralım.

İş-yaşam dengemizi korumak için elbette kararlılıkla çaba göstermemiz gerekir. Hayatımıza dahil edebileceğimiz bazı küçük adımları, zamanla alışkanlık haline getirerek; iş ve kişisel yaşamımızda dengeyi koruyabilmemiz mümkündür.

Şenay Zuhur

Wellbeing Uzmanı &Uzman Hemşire & Bütünsel Gelişim Koçu

 

Kaynaklar

  1. Sirgy M.J., Lee D.-J. Work-Life Balance: An İntegrative Review. Appl. Res. Qual. Life. 2018; 13: 229-254.
  2. Kalliath T., Brough P. Work-Life Balance: A Review Of The Meaning Of The Balance Construct. J. Manag. Organ. 2008;14: 323–327.
  3. Gragnano, A., Simbula, S., Miglioretti, M. Work–Life Balance: Weighing the Importance of Work–Family and Work–Health Balance. Int J Environ Res Public Health. 2020 Feb 1;17(3):907.
  4. Kirchmeyer, C. (1993). Nonwork-to-work spillover: A more balanced view of the experiences and coping of professional women and men. Sex Roles, 28(9-10): 531-552.
  5. Greenhaus, J.H., Collins, K.M., Shaw, J.D. (2003). The relation between workfamily balance and quality of life. Journal of Vocational Behavior, 63(3): 510-531.
  6. Yavuz, N. (2018). İş Yaşam Dengesi İle İş Stresinin Esnek Çalışma Uygulamaları Bağlamında İncelenmesi. Yayımlanmış Yüksek Lisans Tezi. İstanbul: İstanbul Üniversitesi. Sosyal Bilimler Enstitüsü. 10-11.
  7. Marks, S.R. & MacDermid, S.M. (1996). Multiple roles and the self: A theory of role balance. Journal of Marriage and the Family, 58: 417-432.