Antik Çağda Anadolu’da İlk Wellbeing Merkezi: Bergama Asklepion’u

blank
blank

blankBugün çoğumuz ruhsal ve zihinsel dengemizi korumak, stresi azaltarak hastalıklardan uzaklaşıp iyilik ve refah halimizi desteklemek amacıyla ‘’well-being’’ felsefesine yöneliyoruz. Bu programlar egzersiz sınıfları, uyku destek, nefes, meditasyon, olumlama teknikleri, beslenme programları, aromaterapi ve masaj gibi yöntemler içermektedir.

Günümüzden binlerce yıl önce M.Ö: 4. yüzyılda Anadolu’da Pergamon (Bergama)’da tıbbın ve eczacılığın merkezi olan Asklepion kurulur. Burası, Antik çağın en büyük sağlık merkezi olma özelliğinin yanında, aynı zamanda en eski well-being merkeziydi. Bu sağlık merkezi M.S 4. yüzyıla kadar verimli bir şekilde çalışmaya devam etmiştir.

blankAsklepion adını sağlık tanrısı Asklepios’tan alır. Hastaları iyileştiren Asklepios’a şifa sanatının sırları Chiron ve minnettar bir yılan tarafından öğretilir. Asklepios Homeros’un İlyada’sında yarı tanrı olarak hastalara şifa veren bir insan olarak geçmektedir.
Asklepos’u her zaman elinde asası ve asasına sarılı bir yılan ile görürüz. Asklepion şifa merkezinin hemen girişinde ortada duran sunağın üzerinde de yılan figürleri bulunur. Asklepios’un asaya sarılı yılanı tıp ve eczacılığın sembolü olarak kullanılmıştır.
Bergama’daki Asklepion yerleşim yerinden uzakta, güçlü pozitif titreşimin olduğu, inzivaya uygun, dingin bir vadiye inşaa edimiştir.

Peki, ’’Bu antik well-being merkezinde hangi tedaviler uygulanırdı?’’ diye soracak olursak, verilecek yanıt şaşırtıcı derecede günümüzün well-being protokolleriyle benzerlik gösterir. Sıcak ve soğuk banyo, yoga duruşlarını andıran beden egzersizleri, özel diyet programları uygulanmaktaydı. Şifalı bitkilerle, ilaçlarla, müzikle, su sesiyle, olumlama ve rüya tabirlerine dayalı psikoterapiyle, çamur ve de güneş banyolarıyla uyguladıkları tedavi yöntemleri çok başarılı oluyordu.

blankBergama’nın güney batısında, sulak ve yemyeşil bir vadi içinde kurulan Asklepion’a 1 km uzunluğundaki Kutsal Yol’dan geçerek gelinir. Asklepion’un giriş kapısına ilerlerken tam ortasında drenaj sisteminin olduğu taş yolun iki tarafında dükkanlar dizilidir. Bu dükkanlarda şifalı otlar, reçineler, kokular, yağlar, tütsüler ve doğal ilaçlar satılırdı. Uzaklardan gelen hastaların ve ziyaretçilerin ihtiyaçlarını karşılamak üzere kurulan çarşıda tanrılara sunmak için adaklar da bulunurdu. Arkeolojik kazılarda küçük el, ayak, göz gibi bir çok heykel parçası ortaya çıkar. Bunlar temsil ettiği organ iyileşsin diye sunulan adaklardır.
Asklepion’un giriş kapısında efsaneye göre ‘’Bütün Tanrıların Kutsiyeti İçin Asklepion’a Ölüm Girmesi Yasaktır’’ yazısı yer alırdı. Giriş kapısında ziyaretçiler ilk önce muayene edilir, ölümcül olan hasta ve hamileler içeri asla alınmazdı. Böylece kapıdan içeri ölüm girmeyeceğini düşünen hastalar ilk olumlama ile iyileşmeye başlamış olurdu.

Burada din adamı olan rahip-hekimler görev yapar, onlara Asklepiades denirdi. Asklepion’a her sınıftan, inanç ve ırktan insan kabul edilir, hiçbir ayrım yapılmadan gelen kişi bedensel ve ya zihinsel rahatsızlığından arınmak için ücret karşılığı tedavi olurdu. Yapılan kazılarda elde edilen bilgiler ışığında görme engellilerin burada tedavi olduğunu öğreniyoruz.

Yemyeşil bahçesi, mineralce zengin termal suları olan antik spa merkezinde öncelikle kişiye özel bitkisel temizleme diyeti verilir. Bir günlük oruçtan sonra gün batarken enerjinizi temizlemek için canlandırıcı termal su banyolarına geçilirdi. Yıkanmak ve tapınağa temiz bir bedenle girmek ilk protokoldü. Tapınakta hem rahip-hekimler, hem de hastalar beyaz elbise giymek zorundaydı. Beyaz elbiseler içinde rahatlatıcı meditasyona geçilirdi. Meditasyon bitince size verilen rahatlatıcı, uyku verici bitkisel içecek içildikten sonra ‘’abaton’’ olarak adlandırılan uyku odasına alınırdınız. Asklepion’da uyku çok önemlidir Uykunun içsel temizlik sağladığına inanılırdı. Ayrıca uyku sırasında ruhun bedenden ayrılarak daha yüce varlıklarla irtibata geçtiğini düşünüyorlardı. Bu nedenle rüyaların dikkatle yorumlanması çok önemliydi.

Sağlık tanrısı Asklepios ve yılanının rüyada sizi ziyaret ettiğine, rehber mesajlar verdiğine inanılırdı. Bazen de rahipler uyku sırasında size telkinlerde bulunarak bilinçaltı temizliği yapardı .Bu rahipler nesiller boyunca aktarılan bilgi birikiminin deneyimleri ile eğitilmiş şifacılardı.
Tapınak etrafında koşmak, yeşil bahçesindeki galeride egzersizler günlük rutinlerdi.

Tapınağın güneydoğu köşesinde iki katlı kür merkezi bulunurdu. Kür merkezi yer altı geçidiyle kutsal kaynağa bağlanır. Kutsal kaynaktan gelen su, bu yer altındaki tünelden akmaktadır. 70 metre uzunluğundaki tünelden geçerken, tavanda düzenli aralıklarla açılan küçük deliklerden içeri sızan güneş ışığı altında yürünülür. Bu su Akslepion’da günümüzde de akmaya devam ediyor. Bergama’ya gider de, antik şifa merkezini ziyaret ederseniz, hayal edin; yer altı geçidinde kutsal kaynağa doğru yavaş yavaş yürürken, su sesinin titreştiği tünelin tavanındaki deliklerden rahip-hekimlerin size iyileşeceğinizi söyleyen, meditatif telkinlerde bulunan sesini duyuyorsunuz…

blankYaklaşık 2000 bin yıl önce Asklepion’da yapılan müzik terapi, banyo, masaj, aromaterapi, fiziksel egzersizler, uyku, meditasyon tekniklerinin bugün kendini iyi ve mutlu hissetme yolunda düzenlenen well-being protokolleriyle benzerliği, bu şifa bulma yöntemlerinin ilk kez Anadolu’da, Antik çağın en büyük tedavi merkezinde hayata geçirilmiş olması, üstünde yaşadığımız toprakların bilgeliğini bir kez daha bizlere hatırlatmaktadır.
Asklepios’u bugün nerde bulabilirim derseniz, başınızı kaldırıp gökyüzüne bakın; onunla göz göze geleceksiniz. Adı Antik Yunancada ’’ Yılan Taşıyan’’ anlamına gelen ‘’ Ophiuchus’’ takım yıldızı elinde yılanıyla gökyüzünden size rehberlik etmeye devam ediyor olacak …

Sinem US | Homeopat Eczacı & Sağlık Yazarı

Wellbeing’in En Eski Tarifi: Ayurveda

blank
blank

blankSizlere dünyanın en eski Wellbeing öğretisinin ışığı altında mutlu ve sağlık yaşam teknikleri paylaşmak istiyorum.
Bu öğreti, aynı zamanda dünyanın en kadim tıp sistemi olan Ayurveda.
Günümüzde, öncelikle Hindistan olmak üzere, sadece o bölge ülkeleri değil, ABD ve İngiltere gibi batı ülkelerinde de Tıp fakültelerinde öğretilmaktedir.
Ayurveda Tıp sistemine göre herkes benzersizdir. Bu benzersizliğin sınıflandırıldığı Tridosha Teorisi ile Prakruti denilen kendi benzersiz yapımızı tespit ederiz. Buna kendi GPS noktamız da diyebiliriz.
Böylece güçlü ve zayıf yanlarımız tespit edilerek bize uygun tavsiyeler ve tedaviler düzenlenebilir.
Vata, Pitta, Kapha adlı bu 3 Dosha yani kısaca Kuvvet’in artışlarının gengelenmesi ile hastalanmadan ve gençlik performansı ile uzun bir yaşam mümkün olabilir.

blankAyurveda’nın sağlık tanımı : Fiziksel, psikolojik ve sosyal olarak tam mutluluk halidir.
Hedefi öncelikle insanların sağlıklarını korumak ve aşağıdaki 4 maddede yazılı hedeflere ulaşmalarını sağlamaktır;
DHARMA : Kişisel ve sosyal olarak tatminkar iyi bir nokta,
ARTHA : Güzel yaşam için gerekli varlığa sahip olmak
KAMA : Arzu ve şehvetin doyurulması,
MOKŞA(Mokshaishana) : İç huzur, mutluluk ve inançsal iyilik yapma doyumuna ulaşmak.

Gerçek anlamda Wellbeing halini sağlamak için Ayurveda Tıp Sisteminin sizin için pratik yol haritası :

blank1.Prakruti’nizi (yaşam boyu değişmeyen beden tipiniz) öğrenmeniz. Yani Vata, Pitta ve Kapha’nın sizdeki baskınlık seviyesi. Böylece güçlü ve hassas yanlarınızı bilip dengeleyebileceksiniz.

2. Dengeli Beslenme: Kendi yapınıza ve ihtiyaçlarınıza uygun beslenme teknikleri. Bunun yanısıra her istediğinizi size zarar vermeden, zehirlenmeden yeme teknikleri. Bunlardan bazıları :
Meyveleri, yemeklerden ayrı zamanlarda tüketmek. Örneğin yoğurt içine taze meyve koyarak tüketmek sağlıksızdır.
Etlerle birlikte mutlaka bazı baharatları da kullanmalısınız.

3. Günlük Rutin (Dinacharya): Size uygun tasarlanmış Tailor Made günlük rutin tavsiyeleri, sizin zinde ve hastalıklardan uzak bir yaşam sürmenizi destekleyecek.
Günlük bir rutin oluşturmak doğal sirkadiyen ritimlerle uyum sağlar ve dengeyi destekler. Uygun uyanış saati,, kişisel bakım uygulamaları, düzenli yemek saatleri ile.tutarlı bir rutin izlemek, bedensel işlevlerin düzenlenmesine yardımcı olur ve genel sağlığı destekler.

4. Yeterli Hidrasyon: Gün boyunca ılık su içmek sindirime, detoksifikasyona ve uygun vücut fonksiyonlarının sürdürülmesine yardımcı olur. Örneğin Ayurveda, sindirim ateşini (Agni) bozucu olarak değerlendirdiğinden, özellikle soğuk mevsimlerde buzlu veya soğuk içeceklerden kaçınılmasını önerir. Ama hergün büyük miktarda su içmek zorunda değilsiniz. Kendi yapınızı ve çevresel koşullarınızı da göz önüne almalısınız.

blank5. Yoga ve Egzersiz: Düzenli fiziksel aktivite dengeyi korumak ve durgunluğu önlemek için çok önemlidir. Yoga ve Ayurveda ilkeleri birbiriyle çok uyumludur. Tam ve gerçek anlamda bir sağlık için Ayurveda uzmanı, danışanlarına ona özel Pranayama nefes teknikleri, Meditasyon ve Yoga Asana’ları önerir. Hatta hekimler reçetelerine eklerler. Egzersiz rutinlerinizi Prakruti’nize(Beden tipiniz) ve Vikruti’nize göre uyarlamak çok işinize yerayacak. Bedeninizde zorlanmaya neden olmadan güç ve esnekliği artıran aktiviteler seçmeniz doğru olur.
Ayurveda, size uygun spor ve egzersizleri seçmenizde size çok doğru yol gösterecektir.
Örneğin Ayurveda bazı beden tipindekilere, kapalı ortamlarda yürüme bandı yerine rakipli sporlar ve dans gibi aktiviteler önerir.

blank6. Ayurvedik Masaj (Abhyanga): Abhyanga veya ılık yağ ile kendi kendine masaj, Ayurveda’da terapötik bir uygulamadır. Cildi besler, dolaşımı artırır ve sinir sistemini sakinleştirir. Optimum fayda için Prakruti’nize veya sorunlarınıza göre yağ seçenekleri bulunur.
Sinir sisteminiz dengelenirken, cildinizin gençliği de sağlanmış olur.

7. Yeterli Uyku: Kaliteli uyku, fiziksel ve zihinsel sağlık için gereklidir. Ayurveda, doğal uyku-uyanıklık döngüsüne uyum sağlamak için zorlandığınız durumlarda pratik teknikler ve bitkisel takviyeler önerir. Size uygun ahatlatıcı bir yatma zamanı rutini oluşturur. Böylece theta dalgaları düzenli olacağı için gençlik enerjinizi ve dinçliğinizi kotuyabilirsiniz.

blank8. Bitkisel Destek: Ayurvedik otlar ve baharatlar sağlığın geliştirilmesinde önemli bir rol oynar. Ayurveda’ya göre herşey ilaçtır. Bitkiler, 3000 yıllık bir sistemle en etkili olacak şekilde kullandırılır. Amaç her zamanki gibi hastalanmanızı engellemek, yaşlanmanızı yavaşlatmak ve olası hastalıkları kökten çözmektir. Zerdeçal, Zencefil, Ashwagandha ve Triphala iyileştirici özellikleriyle bilinen bitkilere örnektir. İliyorsunuz, geçtiğimiz Covid-19 pandemisinde Zerdeçal’in ne kadar başarılı ve etkili bir ilaç olduğu anlaşıldı. Ayurveda uzmanınız ihtiyaçlarınıza uygun bitkileri rutininize dahil etmenize yardımcı olacaktır..

9. Stres Yönetimi: Stres genel sağlığı olumsuz etkiler. Batı tıbbına göre de hastalıkların ortalama %80’inin kökeninde stres yatar. Ayurveda meditasyon, derin nefes egzersizleri (pranayama), Yoga Asana’ları, bitkisel ilaçlar gibi uygulamalar yoluyla stres yönetimini vurgular. Bu uygulamalar sinir sistemini dengelemeye ve stresle ilgili dengesizlikleri azaltmaya yardımcı olur.

blank10. Detoksifikasyon (Panchakarma): Ayurveda Tıp Sisteminde, hastalıkların kökten tedavisi amaçlı uygulanan 5 temel tedavi vardır. Bunlardan 5 tanesinin dönemsel olarak ve tabiki Doktor kontrolünde uygulanması önerilir. Böylece hastalıklardan uzak, gençlik enerjisiyle bir yaşam sürmek hedeflenir.
Arabanıza dönemsel bakım yaptırmak gibi düşünün. Bakımlı olursa sizi yolda bırakmaz ve iyi performans gösterir. Yıllık bakımlarını yaptırmazsanız, arabanız da mutlaka sorun çıkarır.
Panchakarma olarak bilinen Ayurvedik detoksifikasyon terapileri, birikmiş toksinlerin vücuttan atılmasını, sinir sisteminizin sakinleşmesini, filtre organlarınızın temizlenmesini sağlar.

11. Mevsimsel Ayarlamalar (Ritucharya): Ayurveda, mevsimlerin vücut üzerindeki etkisini göz ardı etmez.. Dengeyi korumak için yaşam tarzınızı, diyetinizi ve rutininizi mevsimsel değişikliklere göre ayarlamanız size çok faydalı olur. Örneğin, kış aylarında soğuğa karşı koymak için ısıtıcı yiyecekleri ve uygulamaları tercih edebilirsiniz.

12. Duygusal Dengeyi Koruyun: Ayurveda’da duygusal sağlık fiziksel sağlığın ayrılmaz bir parçasıdır. Olumlu duygular geliştirin, neşe getiren faaliyetlerde bulunun ve sağlıklı ilişkiler kurmaya çalışın. Farkındalık meditasyonu gibi uygulamalar duygusal dengeye katkıda bulunur. Yaşamanızın olumlu yanlarını fark edip bunlara odaklanmanız Wellbeing seviyenizi yüksek tutacaktır. Çünkü neye odaklanırsak ona maruz kalırız.

13. Dönemsel Dengelenme: Panchakarma’ya ek olarak, 6 ayda 1 , bir ay süreyle sizin ihtiyaçlarınıza göre önerilecek bitkisel takviyeler ve bitki çayları hücresel gençliğinizi korumanıza yardımcı olacak.

Sonuç olarak Ayurveda, her bireyin kendine özgü yapısını ele alarak ve yaşamın çeşitli yönlerinde dengeyi sağlayarak fiziksel, psikolojik ve sosyal mutluluğunuzu sağlamanıza yardımcı olur.
Yaşamınızda Wellbeing düzeyinize odaklanıp geliştirmeye çalışmak, yaşamınızın gerçek amacıdır.
Hep söylediğim gibi, bu yaşama çalışmak için gelmedik. Mutlu olmak için geldik. Sağlıklı ve mutlu olduğumuzda çevremizin de mutluluğunu artırırız ve hep birlikte sevdiklerimizle mutlu ve sağlıklı bir yaşam sürebiliriz.


Sağlıkla kalın.


Dr.Buğra Öktem
Ayurveda Uzmanı

Yin Yoga Nedir?

blank
blank

blankYin Yoga, bağ dokularını, eklemleri, tendonları ve ligamentleri nazikçe esnetmeye odaklanan bir yoga türüdür. Geleneksel Çin tıbbı prensiplerinden ve Taoist felsefeden ilham alır. Pozlar, kasları fazla zorlamadan uzun süre (genellikle 3-5 dakika) tutulur. Bu, derin bir rahatlama ve zihinsel dinginlik sağlar.

Yin Yoga’nın Tarihçesi

Yin Yoga’nın modern versiyonu, 1970’lerde Paulie Zink tarafından geliştirilmiş, ardından 1980’lerde Paul Grilley ve Sarah Powers tarafından popüler hale getirilmiştir.

Kaç Pozdan Oluşur?

Yin Yoga’da yaklaşık 20-30 temel poz vardır. Ancak bu pozların varyasyonlarıyla birlikte, kişisel ihtiyaçlara göre uygulama çeşitlendirilebilir.

blankYin Yoga’nın Faydaları
1. Bağ Dokusu Sağlığı: Eklem ve bağ dokularını güçlendirir.
2. Esneklik: Kasları ve bağ dokularını nazikçe esnetir.
3. Zihinsel Dinginlik: Meditatif bir deneyim sunar, stresi azaltır.
4. Enerji Akışı: Meridyenlere ve chi (yaşam enerjisi) akışına fayda sağlar.
5. Duruş: Postürü iyileştirir ve vücudu dengeler.

Yin Yoga Haftada Kaç Gün Yapılmalı?

Başlangıçta haftada 2-3 kez yapılması önerilir. Deneyim arttıkça günlük pratiklere de geçilebilir.

blankYin Yoga’yı Herkes Yapabilir Mi?

Evet, genelde herkes yapabilir. Ancak:
• Belirli sağlık sorunları (örneğin ciddi eklem sorunları) olanlar doktora danışmalıdır.
• Pozlar, kişinin fiziksel sınırlarına göre uyarlanabilir.

Yin ve Yang Yoga Arasındaki Farklar
• Yin Yoga: Daha pasif, sakin ve uzun süreli pozlardan oluşur. Bağ dokuları hedef alır.
• Yang Yoga: Daha aktif ve dinamik bir yoga türüdür. Kasları güçlendirmeye odaklanır.

Evde Yin Yoga Yapabilir Miyiz?

Evet, Yin Yoga’yı evde yapabilirsiniz. Çeşitli online kaynaklar ve rehber videolar bulunuyor.

blankMalzeme Gerekli Mi?

Malzemeler isteğe bağlıdır, ancak başlangıçta şunlar faydalı olabilir:
• Yoga matı
• Yastık (destek için)
• Battaniye veya bolster
• Yoga blokları

Sonuç

blankYin Yoga, zihinsel ve fiziksel sağlık için mükemmel bir seçenektir. Düzenli uygulama, bedensel esnekliği artırırken zihinsel dinginlik sağlar. Evde kolayca uygulanabilir ve herkesin deneyimleyebileceği bir yoga türüdür.

Elif İmrahor

Yoga Eğitmeni & Nefes Terapisti

Vagus Siniri Mucizesi

blank

blankVagus sinirini hiç duydunuz mu?

Bütünsel sağlık ve mutluluk hali için herkesin önemini bilmesi gereken bedenimizdeki en önemli sinirdir.

blankBilim insanları onun mutluluğumuz ve huzurumuz üzerinde en belirleyici etkiye sahip tek organ olabileceğini söylüyor.

Vagus siniri, beynimizin sağ yarım küresi olan parasempatik sinir sisteminin ana siniridir ve insan fizyolojisinde rahatlama, dinlenme, sindirim, gençleşme, yenilenme ve genel denge için hizmet eder. Aynı zamanda kalp atış hızı değişkenliğinden de sorumludur. Strese girdiğinizde vagus aktivasyonu hemen baskılanır ve kalp atış hızı artar. Bu, zihnimizin ve bedenimizin dengesizleştiği anlamına gelir çünkü bedenimizdeki tüm fizyolojik sistemler komutan Vagus’un çalışma ritmine göre işini düzenler. Bu nedenle, değişken çevresel etkilere bağlı olarak iç stabilizasyon mekanizması yeteneği olan homeostaz için ana etkiye sahiptir. Homeostaz, çevresel değişikliklere yanıt olarak bir organizmada iç dengeyi koruma yeteneğidir.

blankVagus siniri beyin sapından gelir ve kademeli olarak boyun, göğüs, kalp, mide ve tüm sindirim sisteminden geçer. Ben Vagus’a tüm bedende ahenk ve uyumlu çalışma standartlarını belirleyen, gözlemleyen, denetleyen ve regüle eden elinde abasıyla dolaşan sinir diyorum.

Dahası ve çok de önemlisi sadece sempatik ve parasempatik sinirlerimiz arasında değil, aynı zamanda bilinçli ve bilinçaltı zihinlerimiz arasında da yer alır.

Araştırmalar, sağlıklı bir vagus sinirinin empati, sosyal ilişkiler, yargılamadan tanıklık etme yeteneği, geniş bir yaşam algısı ve karmaşık kararlar alma becerisinin gelişimi için hayati önem taşıdığını göstermiştir.

Testler, vagal aktivitesi bozulmuş kişilerin depresyon, panik atak, stresle ilgili bozukluklar, anksiyete, hızlı ruh hali değişiklikleri, fibromiyalji, hatta erken Alzheimer ve obeziteden muzdarip olduğunu göstermektedir.

Peki vagus stimülasyonu ve sağlıklı vagus aktivitesi için neler yapabilirsiniz?

  1. Bol bol gülün
  2. Diyafram nefes egzersizleri ve Kapala Bhati, Bhastrika, Ujjai, Bhramari vb. gibi pranayama nefes teknikleri
  3. Hummm veya Ommm primordiyal seslerinin sesle ifadesi
  4. Göz hareketi egzersizleriblank
  5. Yoga pozları (özellikle öne ve arkaya eğilmeler, burun nefesi farkındalığı veya ujjai nefesi ile burgu pozları), tha chi, chi gong.
  6. Sabahları dişlerinizi fırçalamadan önce dil temizliği (vagus sinirini uyarmak için dilin son hareketi mümkün olduğunca boğazın arkasına dokunmalıdır).
  7. Ağlamak
  8. Esnemek

Toplum psikolojimizi düşünecek ve sağlık istatistiklerine bakacak olursak, vagus sinirini her gün uygun bir şekilde     uyarmak sadece bireysel sağlık için değil, genel toplum sağlığı için de en etkili ve maliyetsiz çözüm olabilir. ,

Biliminsanları bu şekilde stres kaynaklı ve vagus siniri hasarına bağlı hastalıkların %95’inin önlenebilir olduğunu belirtmekteler.

Ebru Şinik | Wellbeing Koçu & Ayurveda Eğitmeni                                                                                                                                                                                                                 

Yaşamda Dengede Kalabilmek : İş Stresi ile Nasıl Baş Edebilirim?

blank
nuray_yazihan

Yaşamak, bir bireyin varlık sürecidir. Fiziksel, duygusal, sosyal ve zihinsel deneyimlerin birleşimiyle ortaya çıkar. Bu süreçte insanlar doğar, büyür, öğrenir, ilişkiler kurar, çalışır, üretir ve zamanla yaşlanarak hayatlarını tamamlarlar. Bu süreçte hayatımızda mutluluklar, mutsuzluklar, inişler çıkışlar, kayıplar ve kazançlar olabilir. Tüm bu süreçlerde beynimizin ve bedenimizin değişimlere, travmalara adapte olması, gerekli düzeyde kontrollü olarak karşı tepkileri oluşturabilmesi gerekir. Özellikle kişinin kendinden, aile veya iş kaynaklı çok farklı stresler olabilmektedir.

TÜM DÜNYADA ÇALIŞANLARIN %41 İ İŞ STRESİ YAŞIYOR

İş stresi, birçok çalışanın karşılaştığı yaygın bir sorundur. Çeşitli araştırmalara göre, iş gücünün önemli bir kısmı belirli seviyelerde stres yaşar. Stresin sıklığı, sektör, işin doğası, bireysel özellikler ve iş yerinin kültürü gibi faktörlere bağlı olarak değişkenlik gösterebilir. İş yerinde stres yönetimi önemlidir; bu sayede çalışanların sağlığı ve verimliliği korunabilir.

Gallup 2023 raporuna göre tüm dünyada çalışanların % 41 iş stresi yaşıyor. 2018 de yapılan bir çalışmaya göre Avrupa, Avustralya ve Kuzey Amerika’da iş stresinin topluma yıllık maliyetinin 221 milyon ila 187 milyar ABD doları arasında olduğu tahmin edilmektedir ve bunun %70-90’ı üretkenlik kaybından kaynaklanmaktadır.

Fiziksel yükün yanı sıra psikososyal faktörler de işte önemli bir stres kaynağı olabilir. Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ, 2007) verilerine göre sanayileşmiş ülkelerdeki çalışanların yarısı işlerini “zihinsel olarak zorlayıcı” olarak değerlendiriyor.  Özellikle yüksek tempolu ve rekabetçi sektörlerde (finans, sağlık, teknoloji gibi) çalışanlarda stres seviyeleri daha da yükselebiliyor.

STRES, VÜCUDUNUZUN BIR TEHLIKE ALGISINA VERDİĞİ TEPKİDİR. KORUYUCU OLAN BU MEKANİZMA KONTROL EDİLMEZSE ZARAR VERİR

İş stresi, iş ortamında yaşanan baskı, gerilim ve zorluklar sonucu ortaya çıkan duygusal ve fiziksel bir durumdur. İş stresinin nedenleri arasında yoğun iş yükü, zaman baskısı, rekabetçi ortamlar, düzensiz çalışma saatleri ve iş dengesizliği gibi faktörler yer alabilir. Ayrıca iş yerindeki ilişkiler, yönetim tarzları ve çalışanların rol beklentileri gibi unsurlar da stres seviyelerini etkileyebilir.  İş stresi uzun süreli olarak devam ettiğinde kişinin sağlığına olumsuz etkilerde bulunabilir.

  • Vücudumuz stres durumunda başlıca stres hormonu olan kortizolu ve hipotalamus-hipofiz-adrenal bezlerden gerekli hormonları ve maddeleri salgılar. Beyinde tehlike sinyalleri başlar, daha çok oksijen ister metabolizması değişir. Kan şekerini yükseltmeye çalışır. Sinir sistemi tehlikeyle karşı karşıya kaldığında kaç veya savaş cevabını oluşturur. Bu cevapta sempatik ve parasempatik sistem beraber çalışır. Solunum hızlanır, kalp ritmi artar, kan basıncı yükselir.
  • Kortizol (stres hormonu) kalp atış hızınızın artmasına, daha hızlı nefes almanıza neden olur ve size bir enerji patlaması verir. Halihazırda bir sağlık probleminiz varsa, stres onu daha da kötüleştirebilir.
  • Bizi hastalıklardan koruyan bağışıklık sistemimiz zayıflar, enfeksiyonlara daha yatkın hale geliriz. Ayrıca immun cevapta bozulmalar nedeniyle romatoid artirit, kolajen doku hastalıkları, Hashimato tirodit, deri hastalıkları (sedef, egzama gibi), chron, ülseratif kolit gibi barsak hastalıkları ortaya çıkar mevcut hastalıklar alevlenir.
  • Sindirim sistemi bozulur, mide barsak sorunları ortaya çıkar, midede gastrit ülserler, barsaklarda motilite bozuklukları, kabızlık, barsak florasında bozulma, sindirim enzimlerinde azalma ortaya çıkar. Bu durum besinlerin yeterince sindirilmemesine ve beslenme bozukluklarına neden olur.
  • Kilo Değişiklikleri gözlenebilir. Stres, bazı insanlarda aşırı yeme ile kilo alma, obesite ya da iştahsızlık ile zayıflama gibi kilo değişimlerine neden olabilir.
  • Metabolizma yavaşlar, insulin direnci başlar, allerjiler, gıda entoleransları ortaya çıkar. Sindirim sistemi bozulmuştur, sık sık mide barsak sorunları olur.
  • Kas iskelet sistemi de etkilenir. Stres durumunda kaslar gerilir, migren atakları ortaya çıkar, fibromyaljiler, yaygın ağrılar, kasılmalar, kramplar görülür. Kortizol kemiklerde mineral kaybına ve osteopeni, osteoporoz gelişimine neden olur. Kas kemik dokusu azalır. Daha kırılgan hale gelir.
  • Özellikle kronik devam eden stres vücutta sürekli bir enflamasyon haline ve tüm sistemlerde hasarlanmaya neden olur.
  • Beyin fonksiyonları azalır, yorgunluk, enerji kaybı, dikkat azalması, odaklanmada güçlük ortaya çıkar. Stres altında konsantre olmak zorlaşabilir, bu da iş performansını olumsuz etkileyebilir.
  • Duygusal Dengesizlik vardır. Stres, irritabilite, huzursuzluk, anksiyete, öfke ve/veya içine kapanma, tükenmişlik, depresyon  ve düşük motivasyon gibi duygusal dengesizliklere yol açabilir.
  • Stres, uyku kalitesini düşürebilir, insomnia veya diğer uyku problemlerine neden olabilir.
  • Stres, sosyal ilişkilerinizi olumsuz etkileyebilir; bu da yalnızlık ve izolasyon hissine yol açabilir.

Stres aynı zamanda iş verimliliğini düşürebilir ve kişisel yaşam üzerinde de olumsuz etkilere neden olabilir. Iş başarısı düşer bu süreci daha da olumsuz etkiler. Bu nedenle bu döngüden çıkmanın ve stresle baş etmenin yöntemlerini çalışanlar ve iş verenler çok iyi bilmelidir.

blank     

STRESLE NASIL BAŞ EDECEĞİM? KAÇ YA DA SAVAŞ!!!

İyi yönetilen bir iş stresi durumu ise motivasyon artışına neden olabilir ve kişiye yeni beceriler öğrenme fırsatları sunabilir. Bu nedenle çalışanların kendilerine uygun stresle başa çıkma yollarını bulmaları önemlidir.

Çalışanların bu konuda şirket politikalarından da destek almaları önemlidir. İyi bir liderlik anlayışına sahip yöneticilerin çalışanların stresle başa çıkmasına yardımcı olacak esneklik göstermeleri ve kaynak sağlamalarının yanında çalışma saatlerini dengeleyen politikalar uygulamalarının yanında psikolojik destek hizmetleri sunmalarının faydalı olduğu bilinmektedir.

Çalışanlar için sağlıklı bir denge kurmak amacıyla şirketlerin destekleyici politikalar uygulamasının yanında bireysel olarak rahatlama tekniklerini uygulayarak bu durumla başa çıkılabilir. Bunlar arasında egzersiz yapmak, meditasyon yapmak veya hobilerle ilgilenmek gibi aktiviteler bulunur.Öncelikle bilinmesi gereken şey stres durumunda vücudun alarma geçtiğidir.   Aşırı sempatik sistemin aktivasyonunun önlenmesi ve parasempatik uyarımın aktivasyonu gerekir.

Mümkünse strese sebep olan durumun uzaklaştırılması en iyi yöntemdir fakat bu genelde pek mümkün değildir. Bu durumda strese sebep olan durumun olabildiğince yok sayılması, stres durumuna verilen duygusal tepkilerin kontrolü ve beynin mantıksal/duygusal dengesi sağlanarak doğru tepkilerin oluşturulması, gerektiğinde sakin ve dengede kalmak, olaylara duygusal bakmadan çözümlenmeye çalışılması zararın minimuma indirilmesi açısından önemlidir.

 Strese neden olan durumun etkilerini en aza indirebilmek için danışmalıklar alınabilir, destekleyici teknikier ve takviyeler kullanılabilir. Bu süreçte egzersiz, beslenmenin düzenlenmesi de yer alır.   Ayrıca zamansal sınırlar koymak gerekebilir. Pozitif iletişim kurmak, yardım istemek veya destek gruplarına katılmak da faydalıdır.

STRESLE BAŞ ETME YÖNTEMLERİ:

Sağlıklı yaşamak, düzenli egzersiz yapmak, dengeli beslenmek, yeterli uyku almak ve stresten uzak durmak gibi faktörlere dikkat etmeyi gerektirir. Sağlıklı bir yaşam tarzı aynı zamanda kötü alışkanlıklardan kaçınmayı da içerir; örneğin sigara içmemek, aşırı alkol tüketmemek ve uyuşturucu kullanmamak gibi. Bununla birlikte düzenli sağlık kontrollerine gitmek de sağlıklı yaşamanın önemli bir parçasını oluşturur.

Sağlıklı yaşam sadece fiziksel sağlıkla ilgili değil; ruh sağlığına da önem verilmesini gerektirir. Duygusal dengeyi korumak, stresten kaçınmak veya onunla baş etme becerilerini geliştirmek de önemlidir. Ayrıca sosyal ilişkileri güçlendirmek ve toplumda aktif rol almak da sağlıklı yaşama katkıda bulunabilir.

  • Kendinize zaman ayırın: Dengeyi sağlamak için zaman yönetimine dikkat edin. İhtiyaç duyduğunuz dinlenme ve eğlence zamanını mutlaka planlayın. İş, özel hayatınızı dengeleyin
  • Sağlıklı yaşam tarzı: Nasıl daha sağlıklı olabileceğinizi öğrenin ve yaşamınıza adapte edin. Dengeli bir diyet, düzenli egzersiz ve yeterli uyku alışkanlıkları edinin.
  • Stresle başa çıkma becerileri geliştirin: Stres yönetimi tekniklerini öğrenerek, zihinsel rahatlama ve stresle başa çıkma yöntemleriyle donanım sağlayın.
  • Destek sistemleri kurun: Aileniz, arkadaşlarınız veya profesyonel destek alabileceğiniz kişilerle bağlantı kurarak sosyal destek ağı oluşturun.
  • Hedef belirleyin: Kişisel hedefler koyarak motive olun ve bu hedeflere ulaşmak için adım atın.
  • Keyif aldığınız aktivitelere vakit ayırın: Hobilerinizle uğraşmak, sanatla ilgilenmek veya doğada vakit geçirmek gibi aktiviteler size enerji verebilir.
  • Pozitif düşünceye odaklanın: Olumlu bir bakış açısıyla durumlara yaklaşırsanız, stresi azaltabilir ve dengeyi koruyabilirsiniz.
  • Stresle baş etme sürecinin ilk basamağı oksijen alınımının düzenlenmesi ve nefes teknikleridir. Özellikle vagus sinirini uyaran egzersizler ve nefesler önerilir. Diafram kasının aktive edilmesi, burundan nefes kullanılabilir.
  • Daha sağlıklı yaşam ve hasarın minimuma indirilebilmesi için günlük sağlık rutinlerinin uygulanması gerekir. Burundan nefes, dil sıyırma, ağızda yağ çalkalama toksinleri azaltmanın yanısıra mukozal bariyerleri güçlendirip enfeksiyonlara karşı korur. Bağışıklığımızın daha güçlü olmasını ve dışarıdan gelebilecek zararlı etkenlerden korunmamızı sağlar.
  • Egzersizler planlanırken dengeleyici, esneten, güçlendiren egzersizler programa dahil edilmelidir. Yoga, tai chi, qi gong, beyin-beden dengesini düzenleyen egzersizler, meditasyon önerilir. Düzenli  egzersizlerin kortizol hormonunu düzenlediği, stresi azaltığı bilinmektedir.
  • Sağlıklı yaşam için iyi bir uyku gerekir. Stres aşırı uyku hali veya uykusuzluğa neden olabilir. Uykunun düzenlenmesi için sakin bir ortamda uyumak, safran, papatya, lavanta gibi bitkisel çaylar ve aromaterapi kullanılabilir. Özellikle yastığınıza damlatacağınız birkaç damla lavanta yağı sizi gevşetir ve uykuya dalmanızı kolaylaştırır.
  • Aile ve çevre ilişkilerinden destek alınması, sevdikleri ile daha çok kaliteli zaman geçirmek, hobi edinmek, tercihen sağ ve sol beyni dengeleyen ortak çalışmasını sağlayan hobiler edinmek olumlu etki yapar.
  • Mindfullness, EFT, dua etkili olabilir.
  • Doğru beslenme ve takviyeler bu süreçte önemli desteklerdir.

BEYİN SAĞLIĞIMI KORUMAK VE STRESLE BAŞ ETMEK İÇİN NASIL BESLENMELİYİM?

Genel olarak beyin fonksiyonlarında, nörolojik hastalıkların oluşumunda ve prognozunda beslenme modelinin ve besin desteklerinin önemli olduğu görülmektedir. Batı tipi beslenme modeli, fast food tüketiminin, asidik içecek ve yiyecekleri çok fazla tüketme nörodejeneratif hastalıklara yatkınlığı arttırırken; besin dengesi ayarlanmış, enflamatuar indeksi düşük diyetlerin demans, Alzheimer ve Parkinson gibi nörolojik hastalıkların oluşmasını önlediği görülmektedir. Doğru besinlerle desteklenen sağlıklı flora (mikrobiyota) ve bağırsaklar ile bağışıklık sistemimiz de daha güçlü ve dengeli olmaktadır. Özellikle yoğun stres durumlarında kalp damar sağlığına, beyin sağlığına daha çok özen göstermek gerekir.

Besinlerin beyin sağlığına etkisi, farklı beslenme modellerinin beyin sağlığı, nörolojik hastalıklardaki etkileri çok sayıda çalışmada araştırılmıştır. 

 Son zamanlarda yapılan yayınlar incelendiğinde; protein, karbonhidrat, yağ, vitamin ve mineralleriden oluşan makro ve mikro besin dengesi sağlanmış, sağlıklı yağlar içeren, daha düşük karbonhidrat içerikli, antioksidan kapasitesi yüksek, enflamasyonu kontrol eden, yeterince meyve, sebze, balık ve lif tüketimini vurgulayan beslenme modellerinin, beyin fonksiyonlarını değiştirebildiği görülmüştür.

Beyin koruyucu beslenme modellerini uzun süre uygulayan kişilerde bilişsel bozukluğun ve nöronlarda hasarlanmanın daha az olduğu, hafızanın ve dikkatin daha iyi olduğu görülmüştür. 

Nöro-kognitif fonksiyonların düzenlenmesi ve ruhsal dengemiz için çok farklı beslenme protokolleri önerilmektedir. Bunların başında;

  • MIND: Beyin fonksyonlarını en çok koruyan diyettir. Akdeniz diyeti ve DASH diyetinin birleştirilmiş şeklidir. (MIND (Mediterranean- DASH Intervention for Neurodegenerative Delay) (Nörodejeneratif Gecikme Müdahalesi),
  • DASH (Dietary Approach to Systolic Hypertension- Sistolik hipertansiyonu azaltan diyet-Kan basıncını düşüren diyet),
  • Akdeniz diyeti,
  • GAPS (Gut And Psychology /Physiology Syndrome-Bağırsak ve Psikoloji / Fizyoloji Sendromu)
  • Walsh protokolleri
  • Ketojenik diyet gelir.

Akdeniz diyetinin  uzun ve sağlıklı yaşamda önemli olduğu, kalp damar sağlığı, Parkinson hastalığında ve demans oluşumunu azalttığı görülmüştür.

 Son yapılan çalışmalarda antioksidan etkisi güçlü olan mor kırmızı meyveler, sumak, tarçın, karanfil gibi baharatların tüketimi, kolinden zengin yumurta, güvenilir sakatatların veya takviyelerin alınması ayrıca polifenollerin, karotenoidlerin, resveratrol, glutatyonun, karnosinin güçlü antioksidan etkileri,  sağlıklı yağların tüketiminin (zeytinyağı, hindistan cevizi yağı, balık yağı, krill yağı vb) beyin sağlığında strese bağlı hasarın azalmasında olumlu etkileri vardır.

Yağlı tohumlar, çiğ kuruyemişler (ceviz, badem vb) beyin gelişimini destekleyen yağ ve magnezyum, çinko gibi minerallerden zengindir ve beyin sağlığını destekleyen tüm diyetlerde yer alırlar.

Daha sağlıklı bir beden ve beyin için meyve suları yerine antioksidan meyvelerin tüketimi, sadece glukoz değil meyvelerde bol miktarda bulunan früktoz alımına da dikkat edilmesi, rafine şekerlerden, işlenmiş etlerden, asitli gazlı içeceklerden fast food türü yiyeceklerden kaçınılması önemlidir. Bunun yerine vücuttaki enflamasyonu, asidozu, oksidasyonu azaltan beslenme modelleri beden ve zihin sağlığı açısından olumlu etkiler gösterir.

Beyindeki hücrelerin yapıtaşları olan fosfolipidler, omega-3, omega-5 gibi yağların, kolinler, nöron-nöron, nöron-kas veya hedef organ arasında iletişimi sağlayan aracı moleküller (nörotransmitör) yapımında yer alan amino asitler, vitaminler ve mineraller de diyete eklenmelidir.

Özellikle beyin sağlığında ve stresin azaltılmasında B vitaminleri önemlidir.   B6 ve B12 nörolojik hasarı azaltır.

Magnezyum kullanımı stresli dönemlerde ortaya çıkan gerginliği, krampları, fibromyaljileri azaltır, özellikle magnezyum bisglisinat formu rahatlatıcı ve uykuyu düzenleyici etkiye sahiptir. Safran kullanımı da uykuları düzenler, depresyonu azaltır. Taurin, karnosin, threoninin beyin sağlığını destekleyici özellikleri vardır.

Beyin fonksiyonlarının düzenlenmesinde ve stresle baş etme sürecinde mitokondrial fonksiyonların düzeltilmesi, beyin fonksiyonları için gerekli nörotransmitterlerin yapımındaki aminoasitlerin, bunların sentezi için gerekli olan vitaminlerin eklenmesi, çinko, magnezyum, selenyum düzeylerinin doğru formları kullanılarak desteklenmesi önemlidir.

Bağırsak florasının düzenlenmesi, kabızlığın önlenmesi, uygun zamanlarda gerekli prebiyotik, probiyotik ve postbiyotiklerin (metabiyotiklerin) kullanımı ile bağırsak beyin aksı da desteklenir.

Mitokondrial destekler ile stresle azalan enerjimiz yerine gelir.

Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) sağlıklı yaşamı; yaşam süresince «Fonksiyonel  yeterlilik» olarak tanımlamaktadır. Bu tanım kapsamında; temel ihtiyaçlarını karşılamak, öğrenmeye, karar vermeye devam etmek, mobilitenin devamlılığı, iişkiler kurabilmek, var olanları sürdürebilmek ve topluma katılmak yer alır. Sağlıklı yaşam için fiziksel, zihinsel ve ruhsal sağlık bir bütün olarak değerlendirilmeli ve desteklenmelidir. Beyin sağlığında önemli olan Akdeniz diyetinin yaygın uygulandığı toplumlar, daha uzun yaşam ömrü olan, egzersizin, aktif yaşamın belirgin, aynı zamanda insan ilişkilerinin daha yakın ve sıcak olduğu, aile ve arkadaşlarla beraber keyifli zaman geçirmenin de önemini vurgulayan yaşam tarzını benimsemişlerdir. 

Beynimiz ve vücudumuz tüm değişkenlere, ortamlara, taleplerimize adapte olmaya gereksinim duyar.

Vücudun adaptasyonu, bir organizmanın çevresel değişikliklere uyum sağlama kabiliyetidir. Bu, organizmanın fizyolojik, morfolojik ve davranışsal özelliklerini değiştirerek çevresel koşullara daha iyi uyum sağlamayı içerir. Adaptasyonlar bazen kısa sürede gerçekleşir bazen de uzun yıllar boyunca doğal seçilim süreciyle gelişir ve nesilden nesile aktarılır. Örnek olarak, yüksek rakımlı bir dağ bölgesinde yaşayan insanların vücutları, daha az oksijen bulunan bu ortama uyum sağlamak için daha fazla kırmızı kan hücreleri üretebilir. Bu dağlık bölgede yaşayan hayvanlar ve bitkiler de benzer şekilde adaptasyon gösterebilirler. 

Adaptasyonlar genellikle vücudun homeostazisini koruyarak dengeli bir iç ortam sağlamak için gelişmiştir. Çoğu  adaptasyonlar organizmaların hayatta kalma ve üreme şansını artırarak popülasyonların evrimsel olarak değişmesine katkıda bulunur.

Stres/adaptasyon mekanizmaları; organizmaların çeşitli psikolojik, fiziksel, kimyasal veya çevresel stres faktörlerine (sıcaklık, nem, besin miktarları vb.) karşı dayanıklılığını artırabilir veya belirli bir coğrafi bölgeye veya yaşam koşullarına   uyum göstermesini sağlayabilir. Bu amaçla sakin ve sağlıklı olduğumuz dönemlerde küçük küçük stresler oluşturularak vücudumuzun anti-stres mekanizmalarının aktiflenmesi ile  strese karşı hazır olması sağlanabilir. Bununla beraber fiziksel, kimyasal veya duygusal stres/travmanın şiddeti artarsa zarar vermeye başlar. Yaşanan  stres, kaygı, korku, endişe çok yoğun  ise olumsuz duyguların oluşmasına neden olur ve zarar veren etkene karşı başarıyı engeller.

Çalışanların iş streslerinin azaltılması ve bu süreçlerde desteklenmesi  şirket politikaları arasında olması, çalışanların destek almalarının sağlanması, çalışanlara sağlıklı dönemlerinde bu konularda eğitimler verilmesi önemlidir.

 İyi bir liderlik anlayışına sahip yöneticilerin çalışanların stresle başa çıkmasına yardımcı olacak esneklik göstermeleri ve kaynak sağlamalarının yanında çalışma saatlerini dengeleyen politikalar uygulamalarının yanında psikolojik destek hizmetleri sunmalarının, stresle baş etme, sağlıklı yaşam ile ilgili bilgilendirmeler ve eğitimler yapmalarının faydalı olduğu bilinmektedir.

SAĞLIKLI, MUTLU, DENGEDE GÜNLER DİLERİM

blank

Resim: Bazen kalabalığa bazen sevgine bazen kendi doğana karşı dengede kalabilmek (Taşlarla denge sanatı-Michael Grab)

Prof. Dr. Nuray Yazıhan 

Ankara Üniversitesi, Tıp Fakültesi, İç Hastalıkları AD, Fizyopatoloji BD

 Ve  Disiplinlerarası Gıda, Metabolizma ve Klinik Beslenme AD Başkanı

Wellbeing Odaklı Holistik Koçluk

blank
ozge_celik

Günlük yaşam alışkanlıklarımız, sağlığımızı ve wellbeing halimizi büyük ölçüde etkiler.

Ailesel alışkanlıklar, modern yaşam zorunlulukları derken sıradan ve önemsiz olarak
gördüğümüz rutinlerin bütünsel sağlık ve wellbeing halimize etkisini fark etmeyebiliyoruz. Ta
ki bir sağlık sorunu ile yüzleşip zamanı geriye sararak sağlıklı halimize geri dönmeyi isteyene
kadar. Maalesef ki zamanı geri döndürme konusunda henüz fizik camiasından bir açıklama
gelmese de rutinlerimizi, gündelik alışkanlıklarımızı düzenleyerek sağlığımızı geri kazanma
noktasında önemli adımlar atabiliyoruz.

Ancak, bu alışkanlıkları değiştirmek kolay gibi görünse de bazı kişiler için sıklıkla zorlu bir
süreç olabilir. Alışkanlık edinmeye çalışırken erteleyici zihin yapısının baskın olduğu ve
sabırla istikrarla sürece devam edilmezse bir sürü başarısızlık hikayesine de dönüştüğünü
duymuş veya belki de deneyimlemiş olabilirsiniz. Başarısızlıkla sonuçlanan hikayelerde ana
unsur, rutin haline gelemeyen iyi yaşam alışkanlıklarından bireylerin kısa sürede yanıt almayı
beklemesi ve fayda görmediğini düşündüğünde hemen eskiye dönemleridir. İşte bu noktada,
destek ihtiyacının ne kadar önemli olduğu ortaya çıkıyor. Tam da bu noktada holistik koçluk
yaklaşımı devreye girer ve bireylere sağlıklı yaşam alışkanlıklarını kalıcı olarak
benimsemelerinde destek sağlar.

Holistik koçluk, bireylerin hayatlarını bütünsel olarak ele alır. Sadece fiziksel sağlık değil,
aynı zamanda duygusal, zihinsel ve ruhsal sağlığı da içeren bir yaklaşımdır. Bu yaklaşım,
yaşamın her alanındaki dengeyi ve uyumu hedeflediği için günlük yaşam alışkanlıklarını
iyileştirmek isteyen bir birey için önemli bir destek olabilir.
Holistik koçluk, bireyin kendini tanımasına ve gerçek ihtiyaçlarını anlamasına odaklanır. Bu
farkındalık, alışkanlıkları değiştirme sürecinde başarının da anahtarıdır. Bir koç, bireyin
fiziksel, duygusal ve zihinsel ihtiyaçlarını değerlendirir ve buna göre kişiselleştirilmiş bir plan
oluşturur. Bu plan, kişinin yaşam tarzını daha sağlıklı bir yöne doğru dönüştürmeye
odaklanırken, aynı zamanda kişinin benzersiz gereksinimlerini ve hedeflerini göz önünde
bulundurur.

Alışkanlık edinme veya değiştirme süreci, sabır ve süreklilik gerektirir. Bir koç, bireyin bu
süreçte karşılaşabileceği engelleri belirlemesine ve bu engellerle başa çıkma stratejileri
geliştirmesine yardımcı olabilir. Ayrıca, bir koç, bireyin motivasyonunu artırmak ve
hedeflerine bağlı kalmasını sağlamak için düzenli olarak destek sunar.

Holistik koçluk, bireyin yaşamının her alanını ele alır. Sağlıklı yaşam alışkanlıkları sadece
beslenme ve egzersizle sınırlı değildir. Bir koç, bireyin ilişkileri, iş hayatı, ruhsal ve diğer tüm
alanlardaki wellbeing halini dikkate almalıdır. Ancak böyle bütüncül bakış açısına sahip
koçlar bireyin yaşamında denge ve uyuma eşlik edebilir ve sağlıklı alışkanlıkların koçinin
yaşamında kalıcı olmasını destekleyebilir.

Bütüncül bakış açısına sahip wellbeing alanında uzmanlaşmış bir koç, koçinin kendine şefkat
göstermesine de eşlik eder. Bu nokta son serece önemlidir. Çünkü alışkanlık değişikliği
sürecinde, bireyler genellikle kendilerine karşı eleştirel olabilirler.

Dönüşümün gerçekleştiği fiziksel sağlık hali, duygusal refah, zihinsel dengelilik ve ruhsal
uyum boyutlarında gerçekleştiğinde oluşur. Dolayısıyla koçiye bu yönde destek verecek olan

koçun bu alanlarda denge ve uyumun sağlamasına yardımcı olabilecek bilgi ve deneyime
sahip olması son derece önemlidir.

Holistik bir koçun wellbeing alanındaki yetkinliklere sahip olması koçinin sağlıklı yaşam
alışkanlıkları kazanmasında bir dizi avantaj sağlayabilir:

-Bilinçlendirme ve farkındalık: Yetkin bir koç, sağlıklı yaşam alışkanlıklarının önemi
konusunda koçinin farkındalık geliştirmesine eşlik eder. Sağlıklı beslenme, düzenli egzersiz,
stres yönetimi ve uyku düzeni gibi faktörlerin sağlık üzerindeki etkilerine yönelik farkındalık
anlarına eşlik eder.

-Kişisel hedef belirleme ve planlama: Wellbeing alanında yetkinliğe sahip holistik koç,
koçinin kişisel sağlık hedeflerini belirlemesine ve bu hedeflere ulaşmak için uygun planlar
oluşturmasına yardımcı olabilir. Bu, danışanın sağlıklı yaşam alışkanlıklarını benimseme ve
sürdürme konusundaki motivasyonunu artırabilir.

-Engelleri tanıma ve aşma: Sağlıklı yaşam alışkanlıklarını benimsemek bazen kişisel
engellerle karşılaşmayı da gerektirir. İşte bu noktada koçinin bu engelleri tanımasına ve
aşmasına alan açabilir.

-Sağlıklı alışkanlıkların entegrasyonu: Koçinin sağlıklı yaşam alışkanlıklarını günlük rutinine
entegre etmesine ve bu alışkanlıkların sürdürülebilir olmasına eşlik eder ve uzun vadede
sağlık ve iyilik hali üzerinde olumlu etkiler yaratır.

Sağlıklı yaşam alışkanlıklarını benimseme süreci herkes için farklı şekilde ilerleyen bir
yoldur. Bu yolculukta koçinin güçlüklerle başa çıkmasına ve hedeflerine ulaşmasına yardımcı
olmada koçluk tekniklerini etkili bir şekilde kullanan wellbeing alanında yetkin bir koç en iyi
yol arkadaşı olacaktır.

Prof. Dr. Özge Çelik

Moleküler Biyoloji ve Genetik, PhD
Wellbeing Uzmanı
Profesyonel Yaşam Koçu, ICF

Longevity ile Sağlıklı Yaşamın Sırları

blank
pelin_aribal_ayral
Son zamanların popüler kavramı “Longevity”yi sık sık duyar olduk. Şimdi birlikte bu kavramı biraz inceleyelim. “Longevity” sağlıklı ve uzun yaşam yolunda bize izleyeceğimiz patikayı göstermekte, önemli olan bu bilgileri doğru okumayı bilmek ve yaşamımıza en sürdürülebilir şekilde katmak. 
 
İlk olarak 1996 yılında İtalya’da Sassari Üniversitesi öğretim üyelerinden araştırmacı Gianni Pesi,  Sardinia’da 100 yaşını aşan, aktif ve uzun yaşayan, kişilerin olduğunu gördü ve bu bölgeleri haritaya mavi ile işaretledi ve 1999 yılında Sardinia’daki bu bölge, uzun yaşam bölgesi olarak yayınlarda yer aldı. Daha sonraları bu bölgeler “Mavi Bölgeler” (The Blue Zones) olarak isimlendirildi. 
 

blankGünümüzde Mavi Bölgeler, uzun yaşam vahaları, olarak isimlendirilmiş ve sertifikalandırılmış beş bölge var. Bunlardan üçü ada; İtalya’da Sardinia, Japonya’da Okinawa ve Yunanistan’da İkaria. Diğerleri ise Costa Rika’daki Nicoya yarım adası ve ABD, California’da Loma Linda. 

 
Uzun Yaşam Bölgesinde Yaşam Tarzının Özellikleri 
ABD Ulusal Yaşlanma Enstitüsü bu bölgeleri ve halkın yaşam şeklini, alışkanlıklarını inceleyerek uzun ve aktif yaşamı mümkün kılan noktaları saptamış. Yazımıza bu bölgelerin halkının ortak yaşam tarzını gözlemleyerek başlayalım.   
Çalışmalar genetik faktörlerin “iyi genler”in %30 oranında etkili olduğunu göstermiş. Geri kalan %70’lik kısmın ise, yaşam şekli ve çevresel faktörlere bağlı olduğu gösterilmiş. Şimdi bu bölgelerde yaşayan insanların saptanmış ortam yaşam alışkanlıklarına birlikte göz atalım;  
Kalori kısıtlaması; mavi bölgelerde yaşayan insanların ortak seçtikleri yaşam alışkanlıklarından biri “az yemek” ve “kalori kısıtlaması yapmak”. Bazılarımız bunun bir stres oluşturacağını düşünebilir, işte aslında oluşturduğu bu stres miktarı oldukça önemli. Yaşamda,  belirli bir düzeyi geçmeyen stres faktörlerinin, vücudumuz, zihnimiz ve metabolizmamız için yararlı olduğu tespit edilmiş. “Öldürmeyen güçlendirir” şeklinde bir deyiş vardır, aynı onun gibi. Biz buna Tıp’da “Hormezis” diyoruz. Hormezis, stres faktörlerinin düşük düzeylerde yaşamı devam ettirmeyi ve strese karşı olumlu, adaptif, yanıt geliştirebilmeyi sağlamasını açıklayan bir kavramdır. 
Görülmektedir ki, uzun yaşam bölgelerinde bölge halkları, tercihleriyle oluşturdukları beslenme şekliyle, aslında kalori kısıtlaması uygulayarak, vücutlarının başa çıkabileceği bir stres oluşturmuş ve kendilerini daha dayanıklı hale getirmişlerdir. Ayrıca, bugün yapılan çalışmalar göstermektedir ki kalori kısıtlaması, uzun yaşam genleri olarak isimlendirilen “sirtuin” (SIRT) ismi verilen genleri aktive etmektedir.
 
Aralıklı oruç; aralıklı oruç da metabolizmamıza olumlu etkileri olan ve otofaji mekanizmasını aktif hale getiren bir sihir var! Yoshinori Ohsumi 2016’da hücrelerin yenilenmesi için yaşlı ve dejenere hücre parçacıklarının yok edilmesinin gerektiğini ve bunun da 13-14 saat üzerinde aç kalarak mümkün olduğunu belirttiği teziyle Nobel Tıp ödülünün sahibi oldu ve bu açlık süresinin vücuttaki dejenere ve yaşlı hücreleri ortadan kaldırılabileceğini gösterdi. Bu bilginin ışığında 2018 yılında “İntermittent Fasting” beslenme şekli bu dünyada en çok uygulanan beslenme şekli haline dönüştü. Halen tartışma yaratan çalışma sonuçları ortaya konulsa da geçerliliğini korumaktadır. 
 
Taze-doğal bitki temelli beslenme, az kırmızı et; artık biliyoruz ki uzun yaşayanların yolu bitki temelli beslenmeden geçiyor. Uzun yaşamda hayvansal proteinden yana kısıtlama yapmak yaşamı uzatıyor. Hayvansal temelli proteinle beslendiğimiz zaman bağırsakta trimetilamin ve ardından karaciğerde oluşan trimetilamin n-oksit (TMAO) düzeyi artıyor ve artan TMAO düzeyinin pro-aterojenik etkisiyle, kalp-damar sistemi bozukluklarına ve yaşamı kısaltan nice komplikasyonlara neden olduğunu artık biliyoruz. Bitki temelli beslenmede çeşitliliği arttırarak hem bağırsak mikrobiyomunda olumlu yönde çeşitliliği arttırmayı, hem de kas yıkımı ile giden süreçten korunmayı mümkün kılıyor. Uzun yaşam bölgelerinde halkın obezite, kalp hastalıkları, yüksek kan yağları gibi rahatsızlıklardan uzak olduğu da görülüyor. 
 
blank Hareketli yaşam, fiziksel aktif olmak, tarla – bahçede çalışmak; bölgelerin incelemesinde ortaya çıkan gerçek, yaşamın hareketli olduğu ve bu hareketliliğin 100 yaşını geçenlerde de devam ettiği yönünde. İncelemeler gösteriyor ki “Yaşam hareket seviyor”, hareket edenler yaşamın temposuna ritmine uyum sağlayarak kendilerini daha iyi hissediyorlar. Fiziksel aktiviteyi, tarla-bahçe aktivitesi ile bağlayan gerçekse; bacak ve kalça kemik ve kaslarını oturup-kalkma hareketi ile güçlendirmekten geçiyor. Çünkü vücudun bu alanlarında olan kırıklar ve sakatlanmalar ileri yaşlarda ölüm sebeplerinin önde gelenlerini oluşturuyor. Fiziksel aktif kişilerde bu kemik ve kasların doğal olarak güçlendirilmiş olması dayanıklılık ve uzun yaşam süresi ile birliktelik gösteriyor. 
 
Aile bağları; biz insanlar için sımsıcak bağlar kadar güzeli var mı? Varsa ailemiz, aile dışında ise dostlar, arkadaşlar ve sosyal gruplar ön plana geçiyor. Bu bölgelerde en önemli faktörlerden birinin “Sosyalleşme” olduğu dikkat çekiyor. Yaşlılar yurdu, huzur evleri bahsettiğimiz mavi bölgelerde yer almıyor. Kimse tek başına yaşamaya bırakılmıyor, yakınlarını kaybedenleri de dostları evlerine alıyorlar, ailenin bir ferdi olarak sosyalleşme ve grup içinde yaşlıların da görev üstlenmesi onları daha mutlu ve aktif kılıyor.
 
Hayat amacı; bizler bir amaçla mı dünyaya geldik? Mesele sadece daha uzun yaşamak mı? Yoksa daha yüksek bir amaç mı aramalıyız? Bazı insanlar ne istediğini bilirken ve yaşam tutkuları varken bazıları kafa karışıklığı ile güçsüzleşiyor mu? Yaşam amaçlarını, ikigailerini (Okinawa) veya başka bir isimlendirme ile plan de vida (Costa Rika)’larını bulamıyorlar mı?  Diğer  yandan ihtiyacı olanlara yardımcı olmak, gönüllülük etkinlikleri de pek çoğunun ikigaisi haline gelmiş durumda. 
 
İnanç, uzun yaşayanların her birinin inanç sahibi olduğu görülüyor. Hangi inanca, hangi dine veya hangi inanışa dayanıyor olduğu farketmeden kişinin sahibi olduğu inançların O’nun iyi hali, bedensel, duygusal ve ruhsal iyilik haline olumlu etki ettiği bilinmekte. 
 
Düşük stres düzeyi, uzun ve sağlıklı yaşamın olmazsa olmazlarındandır. Stresi kararlı düzeyde tutabilmek önemlidir. Bu bölgelerde yaşayanların kendilerine ve dostlarına vakit ayırarak stres düzeylerini düşük tutmayı başardıkları görülmektedir. Pek çok fiziksel aktivite çalışması, nefes, meditasyon, yoga yapmak veya dostlarla bir araya gelerek güzel vakit geçirmek, kahkaha ve sosyalleşme ile dolu saatlerin kişilerin stres düzeyini azalttığı gösterilmiştir.  
 
Şimdi bu beş bölgenin halkının ortak özelliklerini kısa kısa gözden geçirelim; 
 
Okinawa-Japonya; 
Okinawa halkının yediği besinlere baktığımızda; geçmiş yıllarda yaşanan tayfunlar, tabi afetler ve savaşa rağmen tüketimi hep süren mor patatesi görüyoruz. Mor patates, toprağın altında yetiştiği için her zaman her durumda korunan ve halkın ulaşabileceği bir besin. Halk ayrıca farklı otlar tüketiyor, örn., pelin otu; ayrıca goya, soya çökeleği tofu, güçlü antioksidanlar, limonumsu meyve suyu shikuwasa, yeşil çay, moringa çayı her daim halkın tükettiklerinden. Okinawa halkının çok az et ve işlenmiş gıda tükettiğini, az olan et tercihlerini balıktan yana kullandıklarını biliyoruz. Karınları %80 doyduğu zaman sofradan kalkıyorlar. Küçük tabaklarda servislerini yapıyor ve sanki çok yemiş algısı oluşturuyorlar. Bitki bazlı beslenmelerinde her gün çok sayıda bitkisel besin tüketiyorlar ve bağırsaklarında probiyotiklerin biyoçeşitlliğini yüksek düzeyde tutarak sağlıklarının adeta güvencesini sağlıyorlar. 
Aktif ve hareketli yaşamları, yokuşlardan oluşan yerleşim bölgelerinde devamlı yokuş çıkmaları, deniz kenarına inerek yürüyüşler yapmaları, bisiklete binmeleri ve her gün bahçede çalışarak ileri yaşta kırık riski en yüksek olan bacak ve kalça kemiklerini güçlendirmeleri, kendilerine artmış yaşam süresi sağlama yönünde faydalı olmaktadır. Bahçe çalışmalarında olduğu kadar gün içinde yaptıkları tahta, seramik, müzik aleti çalma gibi etkinliklerde ellerini ve parmaklarını kullanmaları, beyin hücrelerinin artışına ve nöroplastisiteye katkı sağlayarak beyin hücre yaşlanmasının önüne geçmeye destek olmaktadır. 
Dostluklar ve arkadaşlar ile buluşmalar, kahkaha, dans, müzik, aile içi eğlenceler, etkinlikler, sosyalleşme ve sıcacık paylaşımlar yaşamı uzatmada tahminimizden çok daha ötede öneme sahip. Topluluklar oluşturdukları ve bu topluluklar aracılığı ile birlirlerine yardım ettikleri görülüyor. Moai ismi verilen ortak amaç için bir araya gelmiş gruplar oluşturuyorlar, düzenli şekilde para topluyor ve ihtiyacı olanlara gerektiğinde veriyorlar.  
İyi zaman yönetimi tüm uzun yaşayanların ortak yaklaşımlarından birini oluşturuyor. Gün ışığından en fazla yararlanacak şekilde yaşıyorlar. Sabah erken uyanıyor, öğleden sonra işlerini erken bitirerek sosyalleşmeye vakit bırakıyorlar. 
Düşük stres düzeyine sahipler; beslenmeleri, uyku saatleri, aile içi ilişkileri, arkadaşlık, dostlukları, aile ve dostlarla dansları, eğlenceleri, hareketli yaşamları, çalışma ve üretmeye vakit ayırmaları sayesinde stres düzeylerini doğal olarak düşük dozda tutabilmektedirler. Ayrıca, her gün yaklaşık yarım saat nefes, meditasyon, tai chi, yoga gibi ruhsal ve bedensel dinlenme ve kişisel gelişime yönelik yaşam rutinleri bulunmaktadır. 
 
 
                                         İKİGAİ 
blank
 
Yaşam amacı (ikigai); yapmayı sevdikleri, iyi yapabildikleri, tutkuyla bağlandıkları bir uğraşı edinmişler. Kendilerini çalışırken akışa kaptırdıkları ve ertesi günü heyecanla bekledikleri uğraşları var. Okinawa’lıların deyişi ile ikigai onların yaşama bağlılıklarını arttırmaktadır.
 
Sardinya-İtalya
Üniversite’de araştırmacı olan İtalyan Gianni Pesi’nin çalışmaları sayesinde başlayan, Mavi Bölge’lerin incelenmesi çalışmasına öncülük eden, İtalya’nın Sardinya adası, 670 m rakımın üzerinde olması ve yine deniz kenarı, dağlık bölgede bulunan coğrafyasının tipik özellikleriyle dikkat çeker. Tırmanma yolları ve merdivenlerin fazlalığı, evlerin sıklıkla 2-3 katlı olması ile halkın hareketli yaşaması için doğal bir ortam sunuyor. 
  
Bu adanın bir özelliği de kadın ve erkeklerin aynı oranda (1/1) 100 yaş üstünde yaşadıkları yer olmasıdır.  Sardinya’da Bargacia kasabasına bakıldığında yaşam sanki 100 yıl öncesindeki gibi devam etmektedir. İyi karbonhidratlar olan kompleks karbonhidratlardan (good carbs) zengin besleniyorlar. Beslenme Akdeniz beslenmesi şeklinde, bol lifli sebze ağırlıklı, anti-enflamatuvar beslenmedir. Fasulye, karnabahar, bezelye gibi sebzeler ön plandadır. Hamur işi, makarna, ekmek tüketiyorlar ancak hepsi ekşi mayalı. Lactobasil ile mayalanan, glisemik yükü düşük ekmekleri yiyorlar. Tam tahıllar, yeşiller, otlar, baklagiller tüketiliyor. Minestrone çorbası bol bakliyatlı, brokoli, karnabahar içeriği ile yine çok tüketilenlerden.  
blank
Erkeklerin en çok çobanlık yaptığı anlaşılıyor, yaylada yürüyüşleri ardından siestaları ve öğleden sonrasında sosyalleşme için bir araya gelmeleri, ortak sofraları, eğlenceleri dikkat çekiyor. Bölge halkı yine inanç sahibi, hemen hepsinin uğraşıları ve umutları var. Stres düzeylerini kendilerine ayırdıkları vakitleri ve sosyalleşmeleri ile düşük düzeyde tutuyorlar. Adada hiç huzurevi yok, aile bir arada ve yaşlıları hiçbir zaman tek başına bırakmıyorlar. Adada diabet, koroner kalp hastalıkları ve bunama oranı çok düşük. Yaşam şekilleri ve sağlıklı yaşam rutinleri sayesinde bunu mümkün kılıyorlar.  
 
Loma Linda-ABD
Diğer doğal ve geleneksel yaşantı süren bölgelere göre en beklenmedik bölge California’da medeniyetin ortasında bulunan Loma Linda halkıdır. Bu bölge halkı, 7. Gün Adventisit grubu denilen Protestanlardan oluşan kapalı bir gruptur. 
Gruptaki erkeklerin 7.3 yıl  (84,5) ve kadınların 4.4 yıl (89) daha uzun yaşadıkları tespit edilmiştir. Ruhsal ve sosyal topluluklar halinde bir arada yaşayan, gönüllülük çalışmalarına büyük kesimin katıldığı, kendilerine büyük bir klise ve büyük aynı zamanda çağdaş bir hastane oluşturmuş bir gruptan oluşmaktadır. Halkın fiziksel aktiviteleri bir arada yapma alışkanlığı geliştirdiği ve özellikle de tenis ile masa tenisi arası bir oyun şekli olan pickleball’ı oluşturarak kortlarda bir araya geldikleri  görülmektedir. 
  
Loma Linda halkının inancına göre, Cuma gün batımından – Cumartesi gün batımına kadar kutsal (Şabat) zaman dilimi olarak kabul ediliyor ve ada halkı çalışmıyor, bu zamanı huzur, ibadet,dua, şükür zamanı olarak geçiriyorlar. 
Halkın beslenmesini bitki bazlı beslenmenin oluşturduğu özellikle; meyve, tahıl, baklagil, sebze, kuruyemiş tüketiminin yüksek olduğu görülmektedir. Toplumun büyük çoğunluğunun vegan ve vejeteryan olduğu ve sadece %5’nin et tükettiği, diğer yandan, fast-food yanında paketli gıda tüketiminin çok az olması nedeniyle bölgedeki marketlerin yıllar içinde içerik değişikliğine gittiği sebze-meyve ve doğal ürün satış alanlarını büyüttüğü görülmüştür. 
 
blankIkaria – Yunanistan 
Diğer bölge Kuşadası’nın karşısında bulunan İkaria adası. Adanın coğrafi özelliği nedeniyle Datça’ya benzerliği olduğu gözüküyor, zeytin ve badem ağaçlarıyla bezeli bir bölge. Beslenmede; ekşi mayalı ekmek, ege otları, zeytinyağ, fasuyle, börülce, yeşil soğan besinler ön planda. Akdeniz beslenmesinde yer alan besinler ana tüketilen besinleri oluşturuyor. Eti az tüketiyorlar. Halkın yerel bitki çaylarından özellikle, adaçayı, biberiye, ebegümeciyi bol tükettiği görülmüş. Kahve yerine; arpa-nohut öğütülmüşü ile demleme kahve içmeyi seviyorlar. 
          
Ballarını özel yöntemlerle hazırlıyorlar. Ham bal kullanıyorlar, petekleri çiçek tarlalarına ve çam ormanlarına taşıyarak olgunlaştırıyorlar. Balı kaynatmıyorlar, böylece biyoaktif bileşenler korunmuş olarak tüketiyorlar. Her gün neredeyse şarap tüketiyorlar ancak şaraplarını kendilerine has eski ve doğal yöntemle, kükürtsüz, nitrojen basmadan yapıyorlar. 
Ada halkı bir arada yaşamayı, topluluklar halinde yemek yemeği, gülmeyi ve eğlenmeyi seviyor. Adada engebe çok ve bol merdivenli bir yaşam sürülüyor. Halkın çoğunluğu toprakla çalışıyor. Bu bölgede yaşayanların partnerleri ile ilişkilerine özen gösterdiği ve birbirlerini mutlu etme gibi amaçları olduğu da biliniyor. Yine diğer mavi bölgeler gibi kalp-damar hastalıkları, diabet ve bunama düzeyi düşük. 
 
 
Nicoya-Costa Rica
Uzun yaşam bölgelerinden kırsal yaşamın en belirgin olduğu yer Nicoya yarımada bölgesi. Yine dağlık bir alan, halk engebeli bir alanda yaşıyor, gelir düzeyinin düşük olduğu görülüyor. Bu bölge halkının kronolojik yaşa göre biyolojik yaşlarının 10 yaş düşük olduğu, yapılan araştırmalarda telomer boylarının beklenenden uzun olduğu saptanmış. Dağlık ve kırsal alanda yaşayan bölge halkına büyük kolaylık yaratan bir sağlık sistemleri var, sağlık görevlileri motosikletleri ile kapı kapı dolaşıyor ve ihtiyaç duyulan ilaç ve malzemeleri ulaştırıyor. 
Nicoya halkı aynı Okinawa’lılar gibi sabah bir amaçla uyanmayı kendilerine adeta görev edinmişler, bu kavrama kendileri “Plan de Vida” diyorlar. Her yaşta her birinin bir uğraşısı var. Teknolojiyi kullanmadan işlerini elleriyle yapıyorlar. Halkın erkenden kalktığı, fiziksel olarak hep aktif olduğu, işlerini öğleden sonraya kadar bitirdikleri ve kendi deyimleri ile “Slow down” yani mutlu zamanlara vakit ayırdıkları görülüyor. 
  
 
Yemeklere gelince adeta kutsal üçlü yiyecekleri “Kabak, mısır ve siyah fasulye” bol tüketiyorlar. Mısır; lif ve mineral zengini, kolesterolü düşüren niasin kaynağıdır. Siyah fasulye güçlü antioksidan, antosiyanidin zengini ve kabak, A, B, C vitaminleri, potasyum, magnezyum kaynağıdır. Bu üçlü besin grubu kas yapmak için yeterli amino asitleri içerir ayrıca bu amino asitler hayvansal kaynaklı değildir ve doymuş yağda içermez. Bölge halkının kalp-damar hastalıklarından ve diabetten uzak olmasının bir sebebi de bu beslenme şeklidir. 
 
O HALDE BİZ NE YAPALIM Kİ UZUN VE SAĞLIKLI YAŞAYALIM?
 
Görüyoruz ki; hastalıkların çoğu genetik (%5) geçişden çok epigenetik (%95) faktörlere bağlıdır. Uzun yaşam için bakıldığında ise toplumda; 90 yaşına ulaşma oranı %4.7, 100 yaşına ulaşma oranı 10 binde 2.3 oranındadır.  Bu konuda genetik faktörlerin etkisi %30 kadardır. Uzun yaşam genlerinin etkisi mevcuttur (SIRT 6, APO E, FOXO 3A, DAF 2, COA 1, STK 17 A). Örneğin, Türkiye’de en uzun yaşayanların Datça’da ve Nazilli’de olduğu görülmektedir. Ayrıca, uzun yaşam genlerini taşıyan kişilerin birbirleri ile evlenmesi ile doğan çocukların da şüphesiz bu konuda avantajlı olduğunu düşünebiliriz. 
Genetiğin dışında, genler üzeri etki olarak kabul ettiğimiz epigenetik faktörler; gen ifadesi veya DNA dizisinden bağımsız olan mekanizmaların yol açtığı kalıtılabilen değişikliklerdir. Epigenetik faktörler, beslenme, egzersiz yapma durumu, geçirilen hastalıklar, bağırsak sağlığı, gece-gündüz ritmine uygun yaşam şekli, psikolojik faktörler, yaşamsal stresler, kullanılan ilaçlar, sosyal ilişkiler, toksik kimyasallar, sigara ve alkol kullanımı gibi farklı sebeplerle oluşmaktadır. 
 
Hücrelerimize ve biyolojimize uygun olarak neleri uygulayabiliriz? 
Nasıl daha sağlıklı ve uzun yaşayabiliriz?
Uzun yaşam vahalarında yaşayan insanların yaşam şeklinden kendi yaşamımıza uyarlayabileceğimiz aslında pek çok esas olduğunu görüyoruz. Şimdi bu esaslara bir göz atalım; 
Hormez aktivasyonu, kalıcı hasara neden olmadan düşük dozlu stres ile sistemin geri kalanının yavaşlaması, strese daha uzun süre dayanma, korunma ve sağkalımı sağlar. Hormez aktivasyonu ve uzun yaşam genlerimizin aktivasyonu için kalori kısıtlaması çok yerinde bir uygulamadır diye daha önce bahsetmiştik; 
Kalori kısıtlaması %10-20 oranında kalori kısıtlanmasının yaşamı uzatıcı ve sağlığı arttırıcı etkileri olduğu araştırmalarda gösterilmiştir. Uzun yaşam genleri olarak adlandırılan sirtuinleri aktive eder, mitokondri sağlığını ve DNA onarımını destekler. 
Aç kalmak; son zamanlarda aç kalma denemelerinin trend haline geldiğini ve araştırmalarda olduğu kadar sosyal ortamlarda da daha uzun açlıkların denendiğini görüyoruz. Bunlar arasında; 24-36-72 saat gibi açlık süreleri yer almakta. 
Aralıklı oruç; uzun süreli açlıklarda vücudun aç kaldığında dejenere olmuş hücreleri öncelikle tükettiğinin otofaji mekanizması ile gösterilmesinin ardından, dünyada en çok uygulanan beslenme şekli 2018 yılından bu yana intermittent fasting olarak  benimsenmiştir.
Bitki bazlı beslenmenin öneminden ve içerdiği antioksidan ve antienlamatuvar potansiyelden daha önce de bahsettik. Kompleks karbonhidrat ve liflerden dolayısı ile KZYA’den zengin beslenme ve hayvansal protein kısıtlanması önemlidir. Hayvansal gıda tüketimini azaltıp, bitkisel protein alalım. TMAO düzeylerinin yüksek olması kardiyovasküler hastalık riski ile ilişkilendirilirken diğer yandan hayvansal gıda tüketimini azaltıp, bitkisel protein almak, kanser oluşmasına katkı sağlayan mTOR aktivitesi azalması aracılığıyla hücrelerin yavaşlamasını, daha az bölünmesini sağlayarak, antikanser bir etki ortaya çıkartır
Sağlıklı Mikrobiyota yani sağlıklı bağırsak floramız sağlığımızın temelini oluşturur. Çeşitlilik gösteren bol sebze ve fazlaya kaçmayan meyve tüketimi, bağırsak florasında istediğimiz mikrobiyal çeşitliliğin sağlanmasına ve bağırsak sağlığı için önemli olan probiyotik bakterilerin sağlıklı oranda olmasına, ayrıca hastalıklara zemin yaratan bağırsak geçirgenliği oluşmamasına fayda sağlar. 
 
Sürekli orta derece fiziksel aktivite; 30 dakika/gün tempolu yürüyüş yapanların telomerlerinin 10 yaş genç bireylerle eşit uzunlukta olduğu saptanmıştır. Haftada 10km koşan bireylerde genel ölüm oranları %45 oranında azalmıştır. Aerobik egzersizler, mutluluk (serotonin), haz (dopamin) ve sebepsiz iyilik hali (endorfin) sağlamaktadır. Egzersiz yaptığımızda; mitokondrilerimiz ile enerji üretimi artar, beyinde ileti hızı artar, beyin kan akımını ve oksijenlenmeyi arttırır ve ayrıca beyin kökenli nörotrofik faktör düzeyini arttırır böylece beynin genç kalmasını, konsantrasyon ve belleğin kuvvetli olmasını sağlar. Kemik yoğunluğunun artışı, kas miktarının artışını da sağlar.
blankUykuda geçirdiğimiz saatler, özellikle 24 saatlik ritme dikkat ederek biyolojik olarak vücudumuzun ihtiyaç duyduğu saatlerde uyuyorsak vücut hücrelerimizin yenilenmesi ve hormonlarımızın düzenlenmesi için büyük önem taşır. Melatonin bizim uyku hormonumuzdur, 24 saatlik hormonların salınım ritmini düzenler, antioksidan, antienflamatuvar etkisinin yanında, bağışıklık düzenleyici ve yapılan çalışmalarda antikanser etkili olduğunu gösteren sonuçları bulunmaktadır. Melatonin gece saat 23.00-05.00 arası zirve yapar. Düzeyinin sağlıklı olması için gece 19.00 dan sonra aç olmak önemlidir. Uyurken, kalın perde, gerekirse göz bandı kullanmak, uyumadan önce elektroniklerle uğraşmamak, uyunan odanın serin olması, odada hiç ışık olmaması melatonin düzeylerinin yeterince yükselebilmesine imkan sağlar. 
İyi ilişkiler kurmak, aile, eş, çevre ve toplumla sıcak ve yapıcı ilişkiler içinde olmak insan yaşamını anlamlı kılar. İnsana yaşama sevinci verir, kişinin psikolojik, ruhsal, zihinsel, sosyal ve fiziksel sağlığı için çok büyük önem oluşturur.
Amaç duygusuna sahip olmak: Yeni bir güne başlama nedenidir. Hep meşgul kalarak, akışa kaptırarak mutlu olma sanatıdır. Zihni aktif tutar, zihnin genç kalmasını destekler, yeni koşullara uyum göstermenin göstergesidir.  Bir şey üretmek kişiyi mutlu hissettirir, ihtiyaç duyulan bir şey yapmak yaşam sevincini arttırır. Sahip olduğumuz yeteneklerimizi insanlara faydalı olabilecek bir yönüyle ortaya koyabiliyorsak, bu meşgale ile uğraşırken zamanın nasıl geçtiğini anlamadan yani “akışa kaptırarak” zamanı geçirebiliyorsak ve hatta bu uğraşıdan bir de para kazanabiliyorsak bu ne kadar büyük bir mutluluk ve yaşam motivasyonu. Bu motivasyon bizim ertesi gün heyecanla uyanmamızı sağlıyorsa işte yaşam amacımızı bulmuşuz demektir.
İnanç sahibi olmak; inancınız her ne olursa olsun insanı iyi insan olmaya, iyi ahlaklı olmaya sevk eder. İnancı sayesinde insanın tabiat ve canlılara olan bakışı değişir. İnanç duygusu, insana değer vermeyi, diğer varlıklara zarar vermekten kaçınmayı gerektirir. Diğer canlılarla saygı ve sevgi içinde olmayı mümkün kılar. 
Soğuk ve sıcak uygulaması, ile vücuda stres oluşturma ve bu suretle dayanıklılığı arttırma uygulamaları da uzun yaşam gen aktivasyonlarının kapsamında sayılabilenlerdendir. Soğukta egzersiz yapma, soğuk havuza girip çıkmak, yatarken omuzları dışarıda bırakmanın faydalarından sıkça bahsedilmektedir. Bunun yanında yine vücuda sıcak stresi de iyi gelir, hamam, sauna ile yapılan sıcak uygulamalarının kişinin dayanabileceği, sağlığına uygun koşullarda, gerekirse kendi hekimine başvurarak seçilmesine özen gösterilmelidir.
Nöroplastisite artışı; beynin adapte olma yeteneğidir, beynin yeni bağlantılar ve yolaklar oluşturabilmesidir. Yaşlıların her zaman yapmaya alıştıklarını yapmaları, beyinde aynı ileti yollarını kullanmalarına ve beynin fazla düşünmesine gerek kalmamasına neden olur. Eski davranış kalıpları yerine beyni yeni bilgilerle uğraştırmak gerekir, böylelikle beyin yeni bağlantılarını güçlendirir. Ayrıca, kalori kısıtlamasının bir diğer faydası burada da devreye girer; düşük kan şekeri seviyelerinin sağlanması yeni hücre bağlantılarını mümkün kılar. Yoğun olarak nöroplastisite; hipokampus, frontal korteks gibi beyin bölgelerinde görülmektedir. İstenen nöron aktivitesini sürekli tekrar ederek, hareketsiz olan nöron bağlantılarını aktive etmiş olursunuz. Bunu nasıl yaparız, örneğin; sudoku, bulmaca, müzik/resim, egzersiz yapmak, dil öğrenmek, satranç oynamak, nefes çalışmaları (örn., bhramari, vibrasyonel nefes) ve östrojen ile mümkündür. Böylece zihinsel kapasitemizi genç ve dinç tutabiliriz. 
blankStres yönetimi, öncelikle stres yönetimi dediğimiz zaman şunu vurgulamak isterim. Amerikalı moleküler biyolog. Dr. Elizabeth Blackburn kromozomların uç kısımlarında bulunan ve kromozomları koruyan telomer isimli yapılarla ilgili çalışmalarıyla bilinir. Telomer yapımında etkin telomeraz enziminin kaşifleri arasındadır. Bu çalışmalarından dolayı 2009 yılında Carol W. Greider ve Jack W. Szostak ile birlikte Nobel Fizyoloji Tıp Ödülü’nü kazanmıştır. Dr. Blackburn’un araştırmalarına göre telomer boyu üzerinde en etkili faktörler: Uyku, meditasyon ve nefesle stres yönetimi, hareket, duygusal denge ile iyilik hali ve doğru beslenmedir. 
Stres yönetiminde bu kadar önemli rol alan meditasyon, nefes ve vagus siniri uyarmak gibi tekniklerde vücudumuzda bizi koruyan parasempatik sinir sistemini uyarabiliriz. Vücudumuzda stres, sempatik sinir sistemimizin uyarılmasına neden olur. Salgılanan kortizol ve adrenalin gibi aracı maddeler, uzun dönem sempatik sinir sisteminin uyarısı devam ederse stresle ortaya çıkan sağlık sorunlarına neden olabilir. Kalp-damar hastalıkları, mide-bağırsak problemleri, nörolojik ve psikiyatrik problemler gibi hemen her sistemde etkilenme ortaya çıkartırlar. Stres cevabının dengelenmesi ise vücudumuzda parasempatik sinir sistemi ile sağlanır. Vücudumuzda dinlen, gevşe ve onarım yap sürecini düzenlenmesini destekleyen parasempatik sinir sisteminin ana siniri vagusdur, vagus sinirinin aktivasyonu stres birikimini önlemek ve stresi yönetmek adına en değerli tekniklerden biridir. 
blankÖncelikle meditasyondan bahsedecek olursak, meditasyon artık değeri tüm dünya tarafından algılanan, zihni en önemli dinlendirme tekniğidir. Meditasyon; zihni sakinleştirir, düşünce hızını yavaşlatır, zihinsel ufku genişletir. Strese karşı en önemli panzehir olan meditasyonu düzenli yaparak iki düşünce arasındaki düşüncesizlik alanını yakalayabilir, derin bir gevşeme sağlayabilir, yaşamımıza niyetlerimizi çekebilir ve sınırsız olasılıklar alanına ulaşılabiliriz.
Vagus sinirinin diyafram kası içinden geçiyor olması ve diyafram nefesi alıp verirken diyaframın vagus siniri üzerinde uyarım yaratıyor olması, vagus sinirinin nefes çalışmaları ile aktive olmasını sağlamaktadır. Ayrıca, vagus (ön vagus/ventral vagus)  sinirinin uyarı yönü % 80-90 bağırsaklardan beyne doğrudur. Sağlıklı bağırsaklara sahip kişilerin beyinleri rahat, huzursuz bağırsaklara sahip kişilerin ise beyinlerinin de huzursuz olmasının nedenlerinden biri de budur. Vagus siniri beynimizde prefrontal kortekse ulaşır. Prefrontal korteks doğru karar alma, mantıklı düşünme bölgemizdir, ayrıca endişe ve kaygı yaratan amigdala bölgesine de hükmeder. Nefes çalışması ve vagus uyarıcı yöntemler düzenli yapıldığında prefrontal korteks aktivasyonu ile kişi rahat hisseder, mantık yürütme, stresli durumda doğru yanıt verme ve doğru karar alma kapasitesi artar. 
Nefes egzersizlerinizi düzenli yaparak vagusu çok daha kolay aktive edip, sağlıklı ve güvenli bir sosyal zemin oluşturabilir stresinizi daha sağlıklı yönetebilirsiniz. Vagus uyarımı nefes çalışmaları yanında farklı şekillerde de yapılabilir. Vagus sinirinin diyafram hareketi ile birlikte yoğun dalcıklar verdiği boğaz, yutak bölgesinde yoğun olması sayesinde gargara yapma, gülme, ağlama, şarkı mırıldanma, ayrıca yoga, egzersiz, duşun sonunda soğuk suyu 30 saniye açma, şükran duygularını hissettiğimiz, duygusal yoğunlaştığımız anlar örneğin, dua etmek, şükretmek, meditasyon gibi vb…..yöntemler vagus sinir uyarımına neden olabilir.
 
Beslenme Konusunda Birkaç Önemli Bilgi  
Yaşamı uzatmak için dengeli, temiz bir beslenme önemlidir. Genel olarak baktığımızda herkesin sağlık koşullarına göre farklı beslenme yöntemleri ile bağırsak sağlığını öncelikle düzeltmemiz ve düzenlememiz gerekiyor. Bize başvuran neredeyse her danışanda danışanın detaylı öyküsünü aldıktan sonra bağırsağı hangi beslenme ile sağlığına kavuşturacağımıza karar veriyoruz. Gerekli durumlarda mikrobiyom testi öneriyor ve bu bilgiler eşliğinde de çalışabiliyoruz. 
Tedavi edici beslenme sürecini tamamladıktan sonra yaşam boyu esasen bitki temelli beslenme, az et (beyaz et) yemek öncelikle önerilir. Zeytinyağı gibi sağlıklı yağları da beslenmenize eklediğinizden emin olun. Nasıl beslenelim konusu çok uzun ve çok zengin bir konu, burada birkaç noktaya değinerek geçelim.
Tüm yaşam boyunca yeşil yapraklılar her gün yenilmeli. Yüksek lif içerikleri ile birazdan bahsedeceğim sonsuz yararlar içerir. Her öğüne önce bir yeşil salata kasesi ile başlamak kendimize vereceğimiz en güzel hediyelerden. Yeşiller, antioksidan ve anti-enflamatuvar etkilidir. Vitamin, kalsiyum, omega 3 içerikleri yüksektir. Vücut ağırlığını korumada etkindirler. Eriyen ve erimeyen lifler içerirler. Yağ içermezler. Alkali bir kase yeşillik ile, bağırsak sağlığınızı korur ve yemekteki asit yükünün zararını azaltmış oluruz. Örneğin asit yükü fazla olan kırmızı et yediğiniz öğünlerde daha fazla alkali içeriği olan yeşil salata yemeğe özen göstermelisiniz! Yeşil yapraklılar, öz. Semizotu, omega 3 zengini, vitamin ve mineral zenginidir. 
Lifli gıdalar, probiyotiklerimizi besler, kısa zincirli yağ asitlerini (KZYA) arttırır. Örneğin; fasulye, mercimek ve baklagiller; lif; kompleks karbonhidrat, vitamin, mineraller içerir. Tam tahıllar, vitamin B1- B6- B12, çinko, magnezyum gibi vitamin ve mineralleri içerir. Lifli yiyecekler karbonhidrat ve protein içerir, az yağlı, az kalorilidir ve glisemik indeksleri (kan şekerini yükseltme becerileri) düşüktür. Lifler, midenin gerilmesini sağlar, midenin boşalmasını geciktirir, midede daha uzun kalarak tokluk sağlar.  Diğer yandan lifler bağırsak çeperini döşeyerek bağırsakta emilen karbonhidrat, yağ ve östrojen metabolitlerinin emilerek kana geçme düzeylerini azaltır. Lifli yiyecekler çok sağlıklı olan KZYA üretimini destekler. KZYA, bağırsak hasarını azaltır ve kansere karşı koruyucu olduğu gösterilmiştir.
Brokoli bir süper besindir; antioksidan ve antienflamatuvardır. Enerji motorumuz mitokondriyi uyararak, mitokondride enerji üretimini destekler, uzun yaşam geni “Sirtuin”i arttırır ve büyüme hormonu salgılatır, lifleri çoktur, kolesterol ve şekeri dengeler, sulforafan ve indol 3 karbinol içeriği ile antioksidan ve antikanserdir. 
Avokadonun, başka bir süper besindir. Antimikrobiyal, antiinflamatuvar, antikanser, antidiyabetik, damar sağlığını düzeltici, antihipertansif etkilidir. Kolesterol düşürücü ve kalp sağlığı için önemli olduğu ortaya konulmuştur. Avokadonun protein düzeyi yaklaşık %2’dir, diğer meyvelerde bu oran %1’dir. B, E ve C vitaminleri, potasyum, magnezyum, fosfor gibi mineraller, çeşitli güçlü antioksidanlar (antosiyaninler, klorofiller ve karotenoidler) ve fenolik bileşikler bulunmaktadır.
Bir diğer önemli grup antioksidanlar antosiyaninlerdir; ne kadar mor ise o kadar antioksidan gücü fazladır. Morlardan sonra kırmızılar yine çok güçlü antioksidanlardır. Vücutta açığa çıkan zarar verici oksidan maddelerin ortadan kaldırılmasında önemli rol üstlenirler. Yaban mersini, böğürtlen, mor erik, incir, patlıcan, sumak, kırmızı soğan vb. Nar yine doğal nimetlerden, örneğin antioksidan gücü yüksektir, diğer yandan içindeki elagitanin bağırsakta ürolitin A ya döner ve bizim yaşam enerjimizi veren organelimiz olan mitokondriyi yeniler, damarlarımızı rahatlatan nitrik oksiti arttırır, kötü kolesterolü düşürür. 
blankKompleks karbonhidrat grubundan; bakliyat; nohut, bezelye, mercimek, fasulye, bakla, yüksek oranda bitkisel protein ve lif içerirler. Vitamin, mineral, antioksidan ve antienflamatuvar içerikleri boldur. Bakliyat tüketimi ile yaşam süresi arasında bağlantı saptanmıştır. Bakliyatlar lif içerikleri ile zararlı kan yağlarında düşme sağlarlar. Tahıl ürünlerini de; karabuğday, basmati pirinç, kepekli pirinç, siyez-karakılçık-tam tahıllı ekmek gibi sağlıklı seçenekler ile almalıyız 
Etler içinde en çok önerilen balıklardır. Balıklar, sağlıklı doymamış yağlar içerir, D vitamin kaynağıdır, fosfor ve iyot zenginidir. Koroner kalp hastalıklarından korur. ABD Kalp Derneği haftada 2 gün önermektedir. 
Çiğ ceviz, badem, fındık gibi kuruyemişler, omega 3, alfa lipoik asit, magnezyum, bakır, manganezden çok zengin, lif zenginidir, tokluk sağlar, sağlıklı doymamış yağlar içerir. Diğer yandan; Tüm baharatlar da aslında sağlığımız açısından pek çok yararı ile yaşamımızda yer alırlar. Örneğin; zerdeçal; curcumin, antioksidan, BDNF salınımını arttırır, antienflamatuvar, antiromatizmaldir, sumak en güçlü antioksidan baharattır, tarçın-karanfil kan şekeri regülasyonuna yardımcı olur, kimyon sindirim sistemine iyi gelir, hazım problemleri ve gaz giderici olarak kullanılır, karabiber spazm giderici- ateş düşürücüdür, kişniş antimikrobiyaldir, mikrop öldürür vb….saymakla bitmez
 
Ve bitirirken…, 
En önemli projen vücuduna ve ruhuna iyi bakmak olsun!
Her sabah amacın için heyecanla uyan, güzel beslen, hep hareketli ol, dinlenmeye-uyumaya, eş/dostla vakit geçirmeye özen göster!
 
Milattan 23 yıl öncesine dayanan felsefi akımda 
Romalı şair Horatius’un yazdığı dizelerdeki gibi…
Carpe diem
Anı yaşa, doyasıya yaşa, hayatın tadını çıkart
yaşamına sarıl, amacına sarıl, onu bırakma!
 

Prof. Dr. Pelin Arıbal Ayral

İç hastalıkları –Fizyopatoloji – Metabolizma ve klinik beslenme
Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi (emekli)
İdealsen Sağlık ve Danışmanlık Merkezi Kurucusu

Beden Tipinize Göre Yoga Pozları / Ayuryoga’yı Keşfedin

blank
blank

AyurYoga – Kadim Bilgelik Yoluyla Bedenin ve Zihnin Uyumlanması

Ayurveda ve yoganın “AyurYoga” adı verilen birleşimi, yoga uygulamalarında bireyin benzersiz yapısal ihtiyaçlarına göre şekillendiren, dönüştürücü bir yaklaşım sunar. Bu sentez yalnızca yoga uygulamasını derinleştirmekle kalmaz, aynı zamanda yoganın fiziksel ortamında Ayurveda’nın iyileştirici özünü güçlendirir. Doshalarımızı dengelemenin neden önemli olduğunu ve yoga, pranayama ve meditasyonu birleştiren AyurYoga’nın bu dengeyi sağlamada bize nasıl rehberlik edebileceğini keşfedelim.

Doshaları Anlamak
Ayurveda’ya göre bireyin sağlıklı olması; vücudun üç temel enerjisi veya doshası olan Vata, Pitta ve Kapha arasındaki denge durumudur. Her birey bu doshaların benzersiz bir dağılımına sahiptir; genelde bir veya iki tanesi baskındır.

Vata (hava ve eter) – Vücuttaki hareketi ve iletişimi yönetir. Dengesizlikler kaygı, kuru cilt ve sindirim sorunları olarak ortaya çıkabilir.
Pitta (ateş ve su) – Sindirim ve metabolizmayı denetler. Dengesizlik iltihaplanma, öfke veya mide ekşimesi olarak ortaya çıkabilir.
Kapha (toprak ve su) – Büyümeyi ve istikrarı kontrol eder. Aşırı Kapha uyuşukluğa, kilo almaya ve aşırı bağlanmaya yol açabilir.

Doshalarımızı Neden Dengelemeliyiz?
Doshalar çevremize, beslenmemize, mevsimlere, yaşımıza ve diğer birçok faktöre göre sürekli değişir. Doshalarımızdaki dengesizlik rahatsızlığa ve hastalığa yol açabilir. Benzersiz dosha kombinasyonumuzu anlayıp dengeleyerek sağlığımızı, ruh halimizi ve genel canlılığımızı optimize edebiliriz.

AyurYoga’nın Rolü
AyurYoga; asanalar (pozlar), pranayama (nefes yönetimi) ve meditasyon ile dosha dengesinin korunmasına veya yeniden sağlanmasına yardımcı olur.

Doshaları Dengelemek için Yoga

Ayurveda ilkelerinin yoga pratiğine (AyurYoga) dahil edilmesi, bireyin benzersiz doshası ve ihtiyaçlarına hitap eden kişiselleştirilmiş bir yaklaşıma olanak tanır. Her doshanın (Vata, Pitta ve Kapha) hedefe yönelik yoga uygulamalarıyla çözülebilecek belirli özellikleri ve dengesizlikleri vardır. Biraz daha detaylandırırsak;

Vata Doshanın Dengelenmesi için Yoga

Vata; onu hafif, kuru ve hareketli kılan hava ve eter nitelikleriyle karakterize edilir. Baskın bir Vata dosha’ya sahip kişiler denge bozulduğunda kaygı, uykusuzluk ve sindirim sistemi düzensizlikleri gibi sorunlar yaşayabilir.
Kararlılık, köklenme, sıcaklık yaratan yoga.
**Ağaç Duruşu (Vrikshasana): Dengeyi ve istikrarı artırır.
**Savaşçı I (Virabhadrasana I): Güç ve denge oluşturur.
**Dağ Duruşu (Tadasana):** Fiziksel ve zihinsel dengesizliği azaltır.
**Oturarak Öne Eğilme (Paschimottanasana): Zihni sakinleştirir ve sırtı esnetir, Vata’da sıklıkla görülen kuruluk ve katılığa iyi gelir.
**Yavaş yoga akışları: Sıcaklığı artıran, Vata’nın soğuk ve düzensiz doğasını azaltan yavaş tempolu yoga akışları.
Vata için uygulamalar sakinleştirici ve topraklayıcı olmalı, yavaş hareketlere odaklanmalı ve stabiliteyi artırmak için pozları daha uzun süre sürdürmelidir.

Pitta Doshanın Dengelenmesi için Yoga

Pitta, ısı ve yoğunluk niteliklerine yol açan ateş ve su elementleriyle karakterize edilir. Pitta aşırı olduğunda bireyler iltihaplanma, öfke ve yoğun rekabet gibi sorunlarla karşı karşıya kalabilir.
Serinletici, rahatlatıcı, orta yoğunlukta yoga.
**Ay’a Selam (Chandra Namaskar): Isıtıcı Güneşi Selamlamalara rahatlatıcı bir alternatif sunan serinletici bir yoga akışı.
**Öne Eğilmeler: Pitta zihni ve bedeni için serinletici ve rahatlatıcı olan Ayakta Öne Eğilme (Uttanasana) ve Oturarak Öne Eğilme gibi.
**Balık Duruşu (Matsyasana): Genellikle aşırı Pitta’dan etkilenen boğaz ve göğüsteki ısıyı serbest bırakır.
Pitta dengeleme yogasında; başarıdan ziyade teslimiyete vurgu yaparak, vücudu soğutmaya, aynı zamanda aşırı ısınmayı önlemeye odaklanmalıdır.

Kapha Doshanın Dengelenmesi için Yoga

Kapha; onu ağır, yavaş ve dingin kılan su ve toprak elementleriyle karakterize edilir. Aşırı Kapha kilo alımına, uyuşukluğa ve değişime karşı dirence yol açabilir.
Enerji verici, ısıtıcı yoga
**Güneşi Selamlama (Surya Namaskar): Kapha’nın halsizliğini canlandırmaya ve kırmaya yardımcı olan, ısıtan ve enerji veren bir sekans.
**Sandalye Duruşu (Utkatasana): Kapha’nın ağırlığına karşı koyarak vücutta ısı ve enerji oluşturur.
**Geriye eğilmeler: Göğsü açan ve vücudu uyaran Kobra Duruşu (Bhujangasana) veya Yay Duruşu (Dhanurasana) gibi.
**Savaşçı II (Virabhadrasana II): Dayanıklılığı ve enerjiyi teşvik eder; Kapha’nın durgunluk eğilimiyle mücadele etmek için idealdir.
**Twistler: Uyarıcı ve vücudu temizlemeye yardımcı olan Parivrtta Trikonasana gibi.
Kapha’ya göre yoga uygulamaları, doğal halsizlik ve atalet eğilimine karşı koymak için daha kuvvetli ve ısınmalı olmalıdır.
Yoga uygulamalarını kişinin doshasına göre uyarlamak, hem fiziksel hem de zihinsel refahı derinden artırabilir. Bu kişiselleştirilmiş yaklaşım, vücutta sağlık ve uyumu teşvik ederek dosha dengesinin korunmasına yardımcı olur. Bireylerin doshalarınınihtiyaçlarına uygun pozlar seçerek, yalnızca fiziksel esnekliği ve gücü geliştirmekle kalmayıp aynı zamanda genel bütünsel sağlıklarına da katkıda bulunan bir yoga rutini oluşturabilirler.

Enerjiyi Düzenlemek İçin Pranayama

Vata: Diyafram nefesi, Vata için oldukça dengeleyicidir ve onların huzursuzluğunu gidermeye yardımcı olur.
Pitta: Dili yuvarlayarak nefes aldığınız Sheetali (serinletici nefes), Pitta’nın ısısını serinletebilir, öfkeyi dindirebilir.
Kapha: Kapalabhati (kafatası parlatan nefes) Kapha için canlandırıcı ve temizleyicidir, durgunluğu giderir ve enerji seviyelerini yükseltir.

Zihinsel Netlik İçin Meditasyon

Yoga pratiğinin ardından, Shavasana öncesi yapılan meditasyon uygulaması, AyurYoga’da stresi azaltıp, konsantrasyonu artırarak ve genel bir refah duygusunu teşvik ederek tüm dosha türlerine fayda sağlayan önemli bir unsura dönüşebilir. Yönlendirilmeli ve görselleştirmeleri meditasyonlar dosha dengesizlikleriyle ilişkili duygusal rahatsızlıkların dengelenmesinde etkili olabilir. Ayrıca, her dosha için mindfulness meditasyonlarının ertkisi yüksek olacaktır. So Hum meditasyonu her dosha için kıymetli bir seçim.

AyurYoga’yı Rutininize Entegre Etmek

AyurYoga’yı hayatınıza entegre etmek için, bir Ayurveda uygulayıcısına danışarak baskın doshalarınızı anlayarak başlamak daha destekleyici olur. Bu bilgi, benzersiz yapınızı daha iyi dengelemek için yoga uygulamaları, beslenme hususları ve yaşam tarzı düzenlemeleri seçiminize de rehberlik edebilir.
AyurYoga, her bireyin benzersizliğine saygı duyan, sağlıklı yaşama doğru kişiselleştirilmiş bir pratik sunar. Yogayı Ayurveda bilgeliğiyle birleştiren bu yaklaşım, yalnızca fiziksel sağlığı geliştirmekle kalmaz, aynı zamanda duygusal ve ruhsal gelişimi de destekler. Dengeli ve uyumlu bir yaşama doğru yolculuğunuzda ilerlemek için AyurYoga’yı denemenizi öneririm.

Meltem Fakabasmaz

Wellbeing Uzmanı & Yoga Eğitmeni

Sağlıkta ve Sağlık Sektöründe ”Wellbeing”in Hayati Önemi

blank
blank

Sağlık profesyonelleri sağlık sistemimizin omurgasıdır, ancak kendi iyilikleri çoğu zaman ihmal edilir. Zihinsel, fiziksel ve duygusal olmak üzere iyiliklerine öncelik vermek sadece kendilerine has bir özbakım değil, aynı zamanda optimal hasta bakımı ve sürdürülebilir bir sağlık sistemi için de hayati önem taşır.

Sağlık çalışanı wellbeing’i neden bu kadar önemli?

  • Tükenmişlik ve stres: Yüksek baskı altında çalışma ortamları, düşük ücret politikaları ve talepkar iş yükleri, hem bireysel sağlık hem de hastalara yönelik bakım kalitesini etkileyen tükenmişliğe yol açabilir.
  • Hasta güvenliği: Stresli ve yorgun sağlık çalışanları hata yapmaya daha eğilimlidir, bu da potansiyel olarak hasta güvenliğini tehlikeye atar.
  • Personel tutma ve işe alım: Wellbeing’i önceliklendiren bir bakış açısı yetenekleri çeker ve elinde tutar, bunu öngöremeyen politikalar  ise personel ve işgücü kaybına olumsuz katkıda bulunur.
  • Maliyet etkinliği: İyilik programlarına yatırım, devamsızlık, çalışırken işe konsantrasyon sağlayamama ve personel döngüsü ile ilişkili maliyetleri gözle görülür şekilde azaltır.
blank

Peki, neler yapılabilir?

  • Örgütsel destek: Esnek çalışma düzenlemeleri, iş yükü yönetimi, akıl sağlığı destek kaynaklarına erişim ve stres azaltma programları aracılığıyla bir ‘Wellbeing’ ortamı yada işyeri kültürü oluşturmak.
  • Bireysel stratejiler: Sağlık çalışanları, kendi özbakımlarına öncelik vermeleri, stres yönetimi tekniklerini kullanmaları ve sağlıklı iş-yaşam sınırlarını korumaları konusunda teşvik etmek, eğitmek.
  • Sistemik değişiklikler: Adil çalışma koşulları, yeterli personel seviyesi ve sağlık profesyonelleri için erişilebilir destek hizmetleri teşvik eden politika değişiklikleri için farkındalıklar yapmak

Sağlık çalışanının ‘wellbeing’ine yatırım yapmak sadece yapılması gereken doğru şey değil, aynı zamanda hasta güvenliğine, sağlık sistemi verimliliğine ve nihayetinde daha sağlıklı bir topluma yapılan iyi bir yatırımdır. Sağlık çalışanı önemsendiğinde onlar da hastalarına sağlıklı şeklide bakmaya devam edebilirler.

Bu mini derleme, sağlık hizmetlerinde ‘Wellbeing’in kritik önemini vurgulamaktadır, ancak bu sadece bir başlangıç noktasıdır. Hepimiz için gerçekten destekleyici ve sürdürülebilir bir sağlık ortamı yaratmak için keşfedilecek ve uygulanacak daha çok şey vardır…

Dr. Özdal Ersoy

İç Hastalıkları&Gastroenteroloji Uzmanı

Wellbeing Uzmanı&Biyointegratif Nefes ve Yoga Eğitmeni

Finansal Wellbeing

blank
blank

Finansal konuların hayatımızı ve stres seviyemizi oldukça etkilediği kanıtlanmış bir gerçek. Araştırma şirketi Gallup’un 150 ülkede yaptığı araştırmaya göre iyi olma halimizi etkileyen 5 temel alan var ve Finansal Wellbeing (Finansal Esenlik) de bu alanlardan bir tanesi.
Finansal konuların yarattığı stresin çalışma hayatını nasıl etkilediğine dair yapılan pek çok araştırma var. PWC’ın 2022 yılında 3.200 kadar çalışan üzerinde yaptığı araştırma, çalışanların finansal stresinin uyku, mental sağlık, özgüven, fiziksel sağlık, evdeki ilişkiler ve işe katılım açısından önemli etkileri olduğunu gösteriyor. Paramızın ne kadar olduğundan bağımsız bir şekilde, bazen kişisel bütçemizi tutturamamak, yatırım yapabilmek için borçlanmak durumunda kalmak, geleceğimiz için birikim yapamamak, çocuklarımızın eğitim giderleri ya da kendi emeklilik planlarımız için yeterli kaynak yaratamamak gibi sebeplerle kaygılanabiliyoruz.

Bu kaygıları yönetebilmek için benim önerebileceğim 4 aşamalı plan şu şekilde:

1. Finansal Okur Yazarlık: Öncelikle doğru ve kendi risk profilimize uygun finansal kararlar alabilmek için bilmemiz gereken birçok finansal kavram var. Çok basit bir kural ile içeriğini iyi bilmediğimiz ama maruz kaldığımız şeyler bizi strese sokar. O nedenle etrafımızda, çalıştığımız kurumda, yaşadığımız ülkede olup biten finansal olayların bize etkisini anlayacak kadar bilgi sahibi olursak daha rahat hissederiz ve daha doğru kararlar alabiliriz. Kendinize dürüstçe sorun; şu kavramları gerçekten iyi biliyor musunuz: Bütçe, gelir-gider dengesi, enflasyon, faiz, nakit akışı, emeklilik planı, birikim hesabı, (borçlanırken) yıl/oran karşılaştırmalı geri ödeme planları, yatırım araçları ve risk profiliniz, kredi notunuz.
Maalesef ülke olarak Finansal Okuryazarlık seviyesi en düşük ülkelerden biriyiz. Standard & Poor’s ‘un 144 ülkede, 150 bin kişi ile yaptığı araştırmada, faiz, bileşik faiz, risk dağılımı ve enflasyon kavramlarından en az 3 ünü açıklayabilecek kadar iyi bilenleri, “Finansal Okur Yazar” olarak nitelendirmiş. Bu kritere göre Türkiye 120. Sırada yer almış.

2. Finansal Farkındalık: Finansal esenliğimizi koruyabilmek ve yükseltebilmek için finansal kavramları bilmek de tek  başına yeterli değil aslında. Yukarıda bahsettiğim 4 aşamalı planda 2. aşama ise “Finansal Farkındalık”. Finansal bilgimizi kullanarak, hayatımızı etkileyebilecek finansal risklerin, fırsatların farkında olmak, kişisel mali hedefler belirleyebilmek, acil durumlar için birikim yapabilmek vb gibi farkındalıklar finansal esenliğimizi oldukça etkiler. Örneğin, bireylerin bankacılık sisteminde oluşturulan “Findeks Kredi Notu” diye kredibilitelerini gösteren bir notu olduğunu bilmek bir finansal okuryazarlık konusudur. Ancak, bu notun yüksek (1500-1900 arası) olması durumunda bankadan kredi alırken ya da beyaz eşya, cep telefonu gibi bedeli yüksek mallar alırken notunuza bakılarak size ödeme kolaylıkları ya da borçlanma avantajları sunulabileceğini bilmek finansal farkındalıktır.

3. Finansal Davranış: Hayatımız üzerinde asıl etki eden şey, her alanda olduğu gibi bilgi ve farkındalıklarımızı eylemlerimize yansıtabilmektir. Bu, finansal konular için de geçerli. Harcama ve tasarruf alışkanlıklarımız, gelir-giderimizi takip etme şeklimiz ve sıklığımız, kredi kartı kullanım sıklığı ve ödeme alışkanlığımız, harcamadan önce düşünme alışkanlığımız vb eylemler ile sahip olduğumuz hatta henüz sahip olmadığımız paranın da idaresini yani aslında hayatımızın idaresini elimizde tutarız. Bu eylemlerin sonucunda, gelirlerimizi doğru yatırım kararları ile enflasyona karşı koruyarak ve arttırarak ya da hayat kalitemize katkısı olan verimli harcamalar yaparak somut sonuçlara ulaşırız. Örneğin, nakit akışımızı doğru yönetip varsa kredi borçlarımızı ve kredi kartı borçlarımızı zamanında ödememiz sonucunda kredi notumuz yüksek olur.

4. Finansal Tatmin: Finansal konulardaki davranışlarımızın sonucundan ne kadar memnun kalırsak, finansal esenliğimizi
o derece arttırmış oluruz. Eğer paramı,
• Sevdiklerimle tatile gitmek gibi keyif veren hayat deneyimleri için harcıyorsam
• Kendi ve ailemin temel ihtiyaçlarını rahatça karşılayabiliyorsam,
• Miktarından bağımsız olarak düzenli tasarruf yapabiliyorsam
• Yatırımlarımdan güzel kazançlar elde edebiliyorsam
• Paramın bir kısmını ihtiyacı olup parası olmayan kişilere yardım etmek için ayırabiliyorsam
• Emeklilik planımı olabildiğince iyileştirebiliyorsam
• Gereksiz harcamalardan kaçınarak hem bütçem hem sürdürülebilir bir dünya için katkıda bulunuyorsam kendimi ruhen ve zihnen çok daha iyi hissederim, finansal stresim azalır.


Sonuç olarak, temel finansal seçimlerimizin ve kararlarımızın hayatımızı nasıl etkilediğini anladığımızda ve gerekli aksiyonları aldığımızda finansal wellbeing (esenlik) açısından çok daha iyi hissederiz. Üstelik bu, hayatın diğer alanlarında da kendimizi daha iyi hissetmemize imkân verir.

Esen kalın!

 

Dilek Karaca Bali

Wellbeing Uzmanı